Trump’in
yalanlari ve karsisinda afallayan beynimiz Ne yazik ki aksini iddia edecek bir durum yok. Bakin psikoloji bize gerçeklere tamamen kayitsiz bir liderin yönetimi altindaki yasamimiz hakkinda neler diyor.
Maria Konnikova
Ocak/Subat 2017
Tüm baskanlar yalan söyler. Richard Nixon, sahtekâr
olmadigini iddia etmisti fakat modern zamanlarin en edepsiz sahtekârlik eylemini düzenleyen baskan olmaktan geri kalmadi.
Ronald Reagan, Iran-Kontra anlasmasindan bihaber oldugunu beyan etmisti fakat basbayagi haberi olduguna dair kanitlar var.
Bill Clinton o
kadinla cinsel iliskiye girmedigini söyledi fakat bir sekilde girdi, en azindan yakinindan geçti.
Siyasette yalan
söylemek siyasi parti ve dönemlerin ötesinde bir olgu. Aslinda, yalan söylemek
birçok yönüyle bu meslegin ayrilmaz bir parçasi. Fakat Donald Trump bambaska bir klasmanda. Yalanlarinin sikligi, yalani söylerken ki rahatligi ve yalanlarinin konuyla alakasizligi açisindan esi benzeri görülmedi. Nixon, Reagan ve Clinton yalanlariyla itibarlarini korumaya gayret ediyordu. Oysa Trump sanki
zevkine yalan söylüyor gibi görünüyor. Siyasilerin ortaya attigi iddialarin gerçekligini kontrol eden PolitiFact’e göre Trump’in seçim kampanyasi sirasinda verdigi beyanlarin %70 kadari yalan yanlis dolu. Bu inanilmaz yüksek bir oran. Açiklamalarinin sadece %4’ü tümüyle dogru ve %11’i büyük oranda dogruydu. Trump’in ‘’namussuz’’ olarak yaftaladigi Hillary Clinton’in ayni dönemde yaptigi açiklamalardan %26’sinin yalan yanlis oldugunu bilmek karsilastirma yapabilmek için faydali.
Trump’in
kariyerini takip etmis olanlara göre yalan söylemek onun için sadece bir
taktik degil. Artik içine islemis bir aliskanlik. 1980-90’larda hizla zenginlesen is adamini mercek altina alan New
Yorklu bulvar gazete yazarlari, sürekli kendinden bahseden diger cemiyet mensuplarindan kategorik olarak farkli oldugunu, kimsenin Trump kadar sik ve anlamsiz yalanlar söylemediginin farkina varmislardir. Trump otobiyografisinde ‘’dürüst abarti’’ diye bir terim kullanir. Aslinda bu, Trump’in hayalet yazarinin ortaya attigi bir terim. Trump’un her satista el sikisip isi bitirmek için istisnasiz bir sekilde kullandigi ‘’gerçekligi alenen esnetme’’ taktigini ifade ediyor. Anlasilan Trump bu terimi o kadar sevmis ki, kendinin gibi benimseyip her firsatta kullanmaya
basladi.
20 Ocak’ta
Donald Trump dünyanin en güçlü ulusunun kaptan koltuguna oturdu. ABD’yi küresel çapta temsil edecek ve daha da önemlisi Amerika’nin hikâyesini gene Amerikalilara anlatan kisi olacak. Popülaritesi günbegün artan Twitter hesabinin yaninda, Beyaz Saray basin dairesinin megafonunu
da elinde tutuyor artik. Ayrica ona bagliliklarini ilan etmekte gecikmeyen yeni sagci medya, sadece Trump’in kendi süzgecinden geçmis gerçekligini papagan gibi tekrar etmekle kalmayacak, beyanlarinin dogru olmadigini kanitlanabilir gerçeklerle
anlatmaya çalisan kesime de siddetle karsi çikacak.
Trump büyük bir
degisim geçirmedikçe, Amerikalilar mecburen
yeni bir gerçeklik içinde yasamak zorunda kalacak ve baskanlarinin kesinlikle güvenilir bir
bilgi kaynagi olmadigini kabul etmek durumunda olacaklar. Peki bu ülke için ne anlama geliyor? Sürekli Trump’in çarpitilmis gerçeklerine maruz kalan Amerikalilar ne yapacak? Bunlar kültürel oldugu kadar psikolojik göndermeleri olan sorular.
Arastirmacilar onyillardir yalan söylemenin dogasini anlamak için çaba sarf ediyor. Kökenleri nereden geliyor? Beynimize nasil etki ediyor? Buna karsi koymayi deneyebilir miyiz? Bununla mücadele etmeyi seçebilir miyiz? Bu sorularin cevaplari önümüzdeki dört, belki de sekiz yil boyunca yalan
dolanin iktidarda olmasinin yol açacagi ulusal çaptaki etkilerden endise edenler için umut verici
degil.
Yalan, mücadele
etmesi yorucu, etkileri ise tehlikeli ve zarar vericidir. En kötüsü de su; yalanin içerigi, (Trump örneginde açikça görüldügü gibi) çogunluk tarafindan dogru olarak algilandigi takdirde bu yanlisi düzeltmenin imkâni yok.
*** Yalanla karsilasan beyinde ne olur?
Günümüzde
standart olarak kabul edilen modelini ilk kez 20 yil önce ortaya atan Harvard
Üniversitesi’nden psikolog Daniel Gilbert’e göre insanlar dünyayi iki asamada algilar. Ilk asamada, kisa süreligine de olsa yalanin dogru olduguna inaniriz. Çünkü bir seyi anlamak için önce kabul etmemiz gerekir. Örnegin, birinin çikip bize baskanlik seçimleri sirasinda Virginia’da büyük çapli seçim hilesi
yapildigini söyledigini varsayalim. Bir anligina gerçekten hile yapilmis oldugunu düsünürüz. Ancak o zaman ikinci asamaya geçebiliriz. Bu noktada beyin, zihinsel teyit
etme sürecini tamamlar ve “Evet, hile var!” deriz veya hiçbir sekilde bunu kabul etmeyip “Hadi oradan, olmaz öyle sey!” diyerek söyleneni reddederiz. Ilk asama düsüncenin dogal bir parçasidir ve otomatik biçimde hiçbir çaba göstermemize gerek kalmadan gerçeklesir. Fakat, ne yazik ki ikinci asama kolayca raydan çikabilir. Çaba harcamak gerekir.
Tercihimizi aktif bir sekilde yapmamizi yani duydugumuz her sözü kabul etmeyi veya reddetmeyi bilinçli olarak seçmemizi gerektirir. Bazi durumlarda, bu teyit asamasi gerçeklesemez. Gilbert’e göre insan akli “zaman, enerji veya somut kanit eksikligi karsisinda, algi sirasinda istem disi kabul ettigi fikirleri daha sonra reddetmeyi beceremeyebilir.”
“Asilsiz veya asilsiz olmasi muhtemel sözler karsisinda beyin o kadar kisa sürede asiri yük altinda kalir ki her seyi derinlemesine irdelemekten vazgeçeriz.”
Beyinlerimiz, münferit vakalar degil de, bilhassa ardi arkasi kesilmeyen yalanlarla bas etmek konusunda gerekli donanima sahip degildir.
Ve bildigimiz gibi Trump, hem seçim sonuçlari gibi ciddi konularla hem de Mar-a-Lago yer
karolari gibi abes mevzularla ilgili durmadan yalan söyler. (Kahyasi Anthony
Senecal’e bakilirsa Trump bir keresinde West Palm Beach Kulübündeki fidanligin yer karolarini Walt Disney’in kendi
elleriyle yaptigini söylemis. Senecal buna karsi çikinca hazircevap Trump “Kimin umurunda? Demis”)
Asilsiz veya
asilsiz olmasi muhtemel sözler karsisinda beyin o kadar kisa sürede asiri yük altinda kalir ki her seyi derinlemesine irdelemekten vazgeçeriz. Buna asiri bilissel yüklenme denir. Bilissel kaynaklarimiza asiri yüklenmis oluruz. Yapilan açiklamanin ne kadar mantiksiz oldugu fark etmez, yeterince atip tutarsaniz insanlar kaçinilmaz olarak bir kismini özümseyecektir. Eninde sonunda pek de farkina varmaksizin beyinlerimiz neyin gerçek, neyin dogru oldugunu anlamaya çalismaktan vazgeçiverir. Ancak Trump isleri bir adim öteye tasiyor. Sadece adi konmamis bir engel degil de özellikle yaymak istedigi bir yalan varsa, ayni ifadeyi tekrar edip durma yolunu seçer. Anlasildigi üzere ayni yalanin sürekli tekrar edilmesi nihayetinde kafamiza dogru olarak yerlesmesini saglayabilir. Ilk olarak 70’lerde kesfedilen ve ‘’hayali hakikat’’ olarak bilinen bu etki, son zamanlarda yaniltici haberlerde yasanan patlamayla birlikte tekrar gündeme oturmustur. Orijinal deneyde da bir grup psikolog
insanlardan iki haftalik bir süre içinde gerçeklestirilen üç farkli oturumda kendilerine verilen önermeleri dogru ya da yanlis olarak degerlendirmelerini istedi. Bazi önermelerle bir kez karsilasilirken digerleri tekrarlandi. Fiilen dogru olup olmamalarindan bagimsiz olarak, ayni önermeyle 2-3 defa karsilasan katilimcilarin tekrarlanan önermelerin dogru kabul etme olasiligi daha yüksekti. Ciddi bir seçim hilesi oldugunu tekrarlayip durursaniz, bu düsünce nihayetinde insanlarin kafasina sirayet eder. Irak savasina karsi oldugunuzu defalarca tekrar ederseniz, konuyla ilgili karar ve
eylemleriniz bir sekilde geri planda kalir.
Trump’in sahte
iddialarini ifsa etmeyi uman
beyan denetçilerine (fact-checker) ve basin yayin organlarina kötü bir haberimiz var: Tekrarin her türlüsü söz
konusu saibeli açiklamayi yalanlamak veya çürütmek için olsa bile yalnizca onu kuvvetlendirip pekistirmeye yarar. Örnegin, eger “Seçim hilesi yapildigi dogru degildir,” derseniz ya da iddiayi kanitlarla çürütmeye kalkarsaniz
genellikle inanilmaz bir biçimde istediginizin tam tersi bir sonuç elde edersiniz. Beyniniz daha sonra bilgiyi
hatirladiginda cümlenin ilk bölümü genelde kaybolup gider ve geriye yalnizca ikinci bölüm kalir.
2002’de yapilan
bir çalismada Michigan Üniversitesi’nden psikolog
Colleen Seifert’in bulgularina göre bir açiklama geri çekilmis olsa bile yargi ve kararlarimizi etkilemeye devam edebilir. Insanlara yanginin dolapta birakilan boya ve gaz tüplerinden kaynaklanmadigi söylendikten sonra bile bu bilgiyi kullanmaya
devam ettikleri görülmüstür. Örnegin konuyla ilgili düzeltme yapildiginin farkinda olmalarina karsin, yanginin siddetinin ortamda bulunan yanici maddeler yüzünden arttigini söylemislerdir. Verdikleri çeliskili cevaplar paylasildiginda ise: “Önce boya ve tüpler oradaydi, sonra
kayboldular,” gibi ifadeler kullanmislardir. Böylece asilsiz bilgiyi esas almayi sürdürmelerini açiklayacak yeni
bir gerçek yaratmislardir aslinda. Bu da su anlama gelir. New York Times ya da baska bir yayin “Trump, hiçbir kanit olmadan, milyonlarca
insanin yasadisi oy kullandigini iddiasinda” gibi bir manset attiginda, foyasini meydana çikarmaya çalistigi iddiayi sadece güçlendirmis olur.
Siyasette
asilsiz bilginin özel bir gücü vardir. Eger asilsiz bilgi hali hazirda var olan inançlarla bagdasiyorsa ki bu genelde partizan savlarda bu sekildedir, bu bilginin aksini ispatlama çabalari insanin zihnine iyice yerlesmesini saglayarak geri tepebilir. Trump kendini “Washington”a, “kuruma” ve politik dogruluga” karsi oldugunu beyan ederek ve Islam Devleti, göçmenler ve suçla ilgili korkulari körükleyerek Cumhuriyetçi seçmenleri oldugu kadar dislanmis Demokratlari da kazanmistir. California Üniversitesi’nden Leda Cosmides meslektasi John Tobby ile birlikte gerçeklestirdigi, insanlari seferber etmek için öfkenin kullanilmasiyla ilgili
çalismasina dikkat çekerek su yorumu yapmakta: “Kampanya politikalardan çok öfkeyle ilgiliydi.” Üstelik bir politikaci ahlaki bir öfke duygusu
yaratabildiginde hakikat önemli olmaktan çikar. Insanlar o duyguya kapilir, davayi destekler
ve çekirdek topluluk kimliklerine çekilirler. Esas içerik anlamini yitirir.
Dartmouth
Üniversitesinde siyasi bilimler uzmani olan ve çalismalarini yanlis inançlar üzerine sürdüren Brendan Nyhan asilsiz bilginin fitratinda siyaset varsa, siyasi kimligimizin bir parçasiysa, yalanlari düzeltmek adeta imkânsizlasir. Insanlar George W. Bush’un Irak’in terörist örgütlere silah aktarabilecegini öne süren saviyla baslayan bir makale okuduklarinda, yazinin devaminda aslinda Amerikan isgali sirasinda Irak’in elinde kitle imha silahi bulunmadigina deginilse de Cumhuriyetçilerin baslangiçtaki algisi sürüp gider ve dogrusunu söylemek gerekirse çogunlukla daha da
güçlenir. Görünüste kimliklerine
yapilan saldiriya karsi, gerçege uydurmak için düsüncelerini degistirmezler. Onun
yerine, inanilmaz bir sekilde tam da yanlis oldugu açiklanan görüsleri güçlendirirler. “Eger kendilik alginiz açisindan kritik öneme sahip degillerse, asilsiz açiklamalari düzeltmek çok zor olmaz. Ancak siyaset buna dâhil degildir.”
Trump’in
kampanyanin ilk döneminde Meksika’nin ABD’ye tecavüzcüleri gönderdigini beyan etmis olmasiyla baglantili olarak Nyhan, su konuya dikkat çekiyor: “Etno-ulusalciliga iliskin iddialar, insan olarak kim oldugumuzun özüne kastediyor, dolayisiyla bu da insanlarin bu beyani
deneysel olarak degerlendirmeye daha az istekli olmalarina neden
olabilir veya zihinsel olarak bunu hiç beceremeyecek hale getirebilir.” Göçmenlerin isinizi tehlikeye attigina zaten inaniyorsaniz, kizlarinizin namusunun da tehlikede olmadigi ne malum? Hatta Harvard Üniversitesi’nden ünlü psikolog Steven Pinker’in öne sürdügü gibi “Trump insanlarla bir kez o duygusal bagi kurdugu takdirde ne isterse söyleyebilir, onun pesinden gidecekleri kesin.” O zaman biz pervasizca yalan söyleyen bir baskan karsisinda ne yapabiliriz? Maalesef bu noktada pek de ümit verici bir haber veremeyecegiz. 2013 yilina ait, özellikle politik yanlis anlamalari hedefleyen bir çalismayi dikkate alalim. Bu arastirmada ülke çapinda bir grup insana bazi devlet
politikalariyla ilgili ne bildikleri sorulmus: Örnegin, elektronik saglik kayitlarinin nasil tutulduguyla ilgili ne kadar bilgililer? gibi. Bazi konulara yaklasimlari hakkinda da sorular sorulmus: Taraftari olduklari veya karsi olduklari meseleler gibi. Ardindan da katilimcilarin her birine
elektronik saglik kayitlarinin nasil islendigi, bunlarin kullanim amaçlari, aslinda ne kadar yaygin olarak kullanildiklari gibi söz konusu politikayi açiklayan ve özellikle bu çalisma için hazirlanmis birer haber okutulmus. Daha sonra ise her katilimciya, okuduklari haberin birkaç hatali olgu içerdigini belirten ve nerede hata yapildigini bildiren bir açiklamayla
birlikte haberin düzeltilmis halini okutmuslar. Fakat sonuçta hatali inanislarini degistirenler, yalnizca siyasi görüsleri zaten dogru bilgiyle paralel olanlar olmus. Diyelim ki, benlik alginizda kritik önem tasimiyor, o zaman bir etiketin rengini degistirmek gibi ufak
yanlis olgulari degistirmek yeterince
kolay. Ancak politik hiçbir konu bu kaba sigmiyor ne yazik ki.
*** Hiçbir zaman
Trump taraftari olmamis olanlara hala daha korkutucu gelen ise kendi beyinlerini de ele
geçirebilecegi. Çok sik yalan söyleyen biri tarafindan yönetilen bir ortamda oldugumuzda dehset verici bir sey ortaya çikar: Yalanciya yalanciymis gibi tepki vermeyi birakiriz. Yalan söylemesi normallestirilir. Hatta kendimizin bile yalan söyler hale gelmesi olasi.
Trump, herkesin
savunmaya geçtigi bir hayli politiklestirilmis bir tablo yaratiyor. Ya bendensiniz, ya da bana karsisiniz: siz kazanirsaniz ben kaybetmis olurum ve tersi. Bu konuyu Harvard Üniversitesinde
ahlak psikolojisi uzmani Fiery Cushman’a sordugumda durumu söyle açikladi: “Ahlaki sezgilerimiz oynadigimiz oyunlarla bozulmaya ugrar.” Biz, insanlari itin iti yedigi, partinin partiyi yedigi sifir sonuçlu bir ortama koyun, oyun teorisi
terimleriyle “sezgisel dönekler”e dönüsürüz. Yani ilk içgüdümüz baskalariyla isbirligi yapmak degil kendi çikarimiza davranmaktir. Bu da yalan bilgileri yaymaya baslamamiz anlamina gelebilir.
ABD’de açilip
saçilmaya basladigini gördügümüz bu dinamik sadece bir varsayim degil. Bu sürecin çoktandir isledigi bir model mevcut. Lideri ilerlemeciden aldaticiya dönüstükçe gerileyen bir ülke: Vladimir Putin yönetimindeki Rusya. Cushman’a göre sifir sonuçlu “Bu dünya görüsü” yani Ben kazanirim sen kaybedersin mantigi “Rusya’da ve Batili demokrasilere kiyasla hukukun üstünlügünün zayif yüksek boyutta yolsuzluk ve genel anlamda güvenin düsük oldugu diger kültürlerde göreceli olarak daha geçerli.” Ancak Batili demokrasilerde bu kültürler gibi görünmeye basladikça normlar çabucak degisebilir.
Tedirgin edici
gerçek, hakikat algimizin düsünmek istedigimizden çok daha kirilgan oldugu. Bu, bilhassa siyasi arenada ve özellikle bu
hakikat algisi iktidardaki biri tarafindan çarpitilirsa böyle. 19. Yüzyil’da yasamis Iskoç düsünür Alexander Bain’in ifade ettigi gibi “Insan aklinin en büyük yanilgisi fazlasiyla inanmaktir.”
Yanlis
inanislar
bir kez yerlesti mi, düzeltilmeleri inanilmaz biçimde zordur.
Sürekli yalan söyleyen bir lider yeni bir ortam yaratir ve yurttaslarin gerçeklik algilari mümkün olabilecegini
sandiklarindan çok daha uzaga
kayabilir. Sofistike propaganda operasyonlari yürüten otoriter rejimlerin tüm toplumlarin dünya görüsünü çarpitabilmesi sasirtici degildir.
Mao Zedong’un “yeniden egitim” kampanyasina maruz kalan bir adamin Psikiyatrist Robert Lifton’a yaptigi açiklama söyledir: “Yok edilmissinizdir,
tükenmissinizdir,
ne kendinizi kontrol edebilirsiniz ne de iki dakika önce ne dediginizi
hatirlarsiniz. Her seyin
kaybedildigini hissedersiniz. Ne dese kabul
edersiniz.”
KAYNAK:
Maria Konnikova,
Rus asilli bir Amerikali yazar ve
gazeteci.
Edebiyat ve psikoloji alaninda pek çok
kitabi mevcut.
En ünlü kitaplari. “Güven Oyunu”
ve “ Sherlock Holmes gibi nasil düsünülür”
Maria Konnikova newyorker.com