VIZYONLAR-- MICHIO KAKU

VIZYONLAR-- MICHIO KAKU

Fevzi BOZKURT
Politika


Michio ?aku (?aku Michio 24 Ocak 1947), City College of New York'ta teorik fizik alaninda Henry Semat Profesörü unvanina sahip teorik fizik?idir. 

Bilimin popülerlesmesi ve insanlara ulasmasi i?in çalismaktadir. Fizik ve benzeri konular üzerine birçok kita? yazmis ve ekranlarda sikça boy göstermistir. Ayrica birçok ag günlügüne yazi ve makaleler yazmaktadir. Çok satan kita?lar listesine giren Imkansizin Fizigi (2008), Gelecegin Fizigi ve Beynin Gelecegi(2014) adli üç adet eseri bulunmaktadir.

?aku BBC, Discovery Channel, History Channel ve Science Channel adli kanallarda birçok program sunmustur.

Ilk Yillari Ve Egitimi ?aku, Ja?onya göçmeni bir ?iftin çocuklari olarak San Jose, ?aliforniya'da dünyaya geldi. Büyükbabasi 1906 San Francisco depremine tanik olmustur. Babasi ?aliforniya'da dogdu ancak egitim hayatini Ja?onya'da sürdürdü ve çok az Ingilizce biliyordu. Daha sonra ailesi, anne ve babasinin tanisip kardesini dünyaya getirdikleri Tule Gölü Savas Tehcir Merkezine götürüldü.

Palo Alto'daki Cubberley lisesine devam ettigi sirada ?aku, bilim fuari projesi i?in evlerinin garajinda bir parçacik hizlandirici insa etti. Projesinin amaci, antimadde üretebilecek kadar güçlü gama isinlari elde etmekti. sozkimin.com Albuquerque, New Mexico'daki ulusal bilim fuarinda daha sonra onu yanina alip Hertz Mühendislik Bursu ile ödüllendirecek olan fizik?i Edward Teller'in dikkatini çekti. 1968 yilinda Harvard Üniversitesi'inden summa cum laude (yüksek onur) derecesiyle sinifinin birincisi olarak mezun oldu. ?aliforniya Üniversitesi'ndeki Berkeley Radyasyon Laboratuvarina girdi ve 1972 yilinda doktorasini tamamlayarak Princeton Üniversitesi'nde okutmanliga basladi. Vietnam savasi sirasinda ?aku, temel egitimini Fort Benning Georgia, piyade egitimini ise Fort Lewis, Washington'da tamamladi ancak egitimi bittiginde savas sona ermisti. Akademik ?ariyeri ?aku 1973 ve 1990 yillarinda Princeton'daki Institute for Advanced Study'de ve New York Üniversitesinde önce ziyaret?i daha sonra da üye unvanini aldi. Simdi City College of New York'ta teorik fizik alaninda Henry Semat Profesörü olarak görevini sürdürmektedir. ?aku, süpersicim teorisi, süperkütleçekim, süpersimetri ve hadron fizigi ile ilgili 70'den fazla yayimlanmis makaleye sahiptir. 1974 yilinda Osaka Üniversitesi'nden Prof. Keiji Kikkawa ile sicim teorisini alan formunda betimleyen ilk makaleleri yazmistir. ?aku ayrica kuantum alan teorisi ve sicim teorisi üzerine birkaç ders kitabi da yazmistir. Popüle? Bilim ?aku daha çok bi? bilim popüle? hale geti?meye çalismasi ile bilinmektedi?. Bu amaç ug?una bi?çok kita? yazmis filmle?de ve televizyonda boy göste?misti?. Bunla?in yani si?a haftalik bi? ?adyo p?og?ami sunmaktadi?. Radyo ?aku, haftalik, bi? saat uzunlugundaki Explo?ation(Kesif) adli ?adyo p?og?aminin sunuculugunu ya?maktadi?. P?og?am, halk ve bagimsiz ?adyo istasyonla?i ta?afindan yü?ütülmektedi? ve önceki yayinla?ini inte?net sitele?i üze?inden dinlemeyi mümkün hale geti?misti?. ?aku p?og?ami, savas, ba?is çev?e ve bilim ile ilgili genel konula?in ta?tisildigi bi? p?og?am ola?ak özetlemektedi?. Nisan 2006'da ?aku 90 tica?i ?adyo kanalinda Science Fantastic adli p?og?ami yayimlamaya basladi. P?og?amin konukla?i a?asinda Nobel ödüllü kisile? ve sicim ku?ami, ka?a delikle?, gen tedavisi, ya?ay zekâ ve SETI alanla?inda çalisan ünlü isimle? ye? almaktaydi. ?aku televizyon ile ug?astigi dönemle?de p?og?am kimi zaman ayla? boyunca a?a ve?mek zo?unda kaliyo?du. ?aku ay?ica bi?çok ?adyo p?og?amina da konuk olmakta ve önemli buldugu konula?da açik sözlülükle konusmaktadi?. Bu p?og?amla?a, 30 ?asim 2007'de katildigi ve %100 ihtimalle Dünya disi yasamin oldugunu ile?i sü?dügü Coast to Coast AM adli p?og?am ö?nek ola?ak göste?ilebili?. A?t Bell'in sundugu Da?k Matte?( ?a?anlik Madde) isimli p?og?amda Bell, ?aku i?in 'Bi? son?aki Ca?l Sagan' yo?umunu ya?misti?. Bu yo?umu ya?masinin altinda yatan sebep ?aku'nun çok ka?masik gibi gö?ünen bilimsel konula?i tipki Ca?l Sagan'in ya?tigi gibi kolayca anlasili? sekilde anlatabilmesiydi.

BÖLÜM 1

MADDE, YASAM VE ZEKA vizyonlar-200x300

Üç yüz yil önce Isaac Newton söyle yazmisti: “Ben kumsalda çakil taslariyla oynarken gerçegin engin okyanusu önümde uzaniyordu.”

Newton okyanusu incelerken doga yasalari gizem, hayret ve batil inançlarin delinmez örtüsüne sariliydi. Bildigimiz anlamda bilim mevcut degildi. Insanlar okuma-yazma bilmeden en agir ve sagliksiz kosullarda yasiyor, çogu 30'unu görmeden ölüyordu.

Ancak Newton ve diger bilim adamlarinin adimlari muhtesem bir olaylar zincirinin tetigini çekti. Toplum köklü bir transformasyona ugradi. Newton'un mekanikteki buluslari güçlü makinelere ve daha sonra buhar makinesinin icadina yol açti. Böylece tarim toplumunun yerini sanayi toplumuna birakmasiyla yeryüzünün sekli degisti. Fabrikalar birbirini izledi. Ticaret canlandi. Demiryollari kitalari birbirine açti.

  1. yüzyila gelindiginde yogun bir bilimsel buluslar dönemi baslamisti. Bilim ve tipta kaydedilen gelismeler insanlarin yoksulluk ve cehalet batagindan kurtulmasina, yasantilarini zenginlestirmesine, bilgiyle donanmasina ve gözlerinin açilmasina yardim ederek Avrupa'daki feodal hanedanlarin, kralliklarin ve imparatorluklarin yikilma sürecini baslatti.
  1. yüzyilin sonuna gelindiginde bilim atomun sirrini çözmüs, yasam molekülünü görmüs ve bilgisayari yaratmisti. Quantum devrimi, DNA devrimi ve bilgisayar devrimi sayesinde gerçeklestirilen bu üç temel bulusla maddenin, hayatin ve matematigin esaslari nihayet çözümlenmisti.

Bilimin bu epik dönemi sona ermek üzere; yeni bir dönem baslangiç asamasinda. Bizler yeni bir devrimin esigindeyiz. Son 10 yilda bütün insanlik tarihinde üretilenden daha fazla fen bilgisi üretildi. Bilgisayarlarin gücü 18 ayda bir iki katina çikiyor. Internet her yil ikiye katlaniyor. Bu hizli degisimler yalnizca niceliksel de degil. Tüm sektörler ve yasam biçimleri degisiyor. Bunlar yeni bir dönemin dogum sancilaridir.

Bugün biz yine deniz kiyisindaki çocuklar gibiyiz. Ancak önümüzdeki okyanus Newton'un önündeki okyanus degil. Bu yeni okyanus sonsuz bilimsel imkanlar ve uygulamalarla bize ilk kez doganin güçlerini kendi arzularimiza göre yönlendirip sekillendirme potansiyeli veriyor. Su anda doganin pasif gözlemcileri olmaktan çikip doganin aktif koreograflari olmaya geçis asamasindayiz.

Gelecekle ilgili daha önce yapilan tahminlerden farkli olarak artik quantum teorisinin, bilgisayarin ve moleküler biyolojinin ardindaki yasalar anlasilmis oldugundan, bilim adamlarinin daha dogru tahmin yapma olasiligi çok yüksektir.

Madde  –  Yasam  –  Zeka: Bu  ögeler,  modern  bilimin  temel  taslaridir.  Quantum devrimi sayesinde atomun çekirdegi parçalanmis, bunun sonucunda  biyomoleküler devrimle hücre çekirdeginin sifresi çözülmüs, bilgisayar devrimiyle de bilgisayarlar üretilmistir.

Tarih öncesinden bu yana insanlar maddenin esasini çözümlemeye ugrastilar. Evrenin ates, su toprak ve havadan olustuguna inandilar. Filozof Demokritus bu dört  elemanin daha küçük birimlere bölünebilecegini ileri sürdü ve bu birimlere atom adini verdi. Fakat sonsuz derecede çesitli maddeyi atomlarin nasil yarattigi yüzyillarca açiklanamamisti.

1925'te Quantum teorisinin dogusuyla bu bilinmezlik ortadan kalkti.

Schrödinger, Heisenberg ve digerleri tarafindan olusturulan Quantum teorisi maddenin esrarini birkaç postulata indirgedi:

  1. Enerji kesiksiz (sürekli) degildir; quanta adi verilen ayri demetler halindedir. (Örnegin foton bir quantum, yani isik )
  2. Atomalti zerrecikler hem partikül hem de dalga özelliklerine sahiptir ve bunlar, bazi olaylarin gerçeklesme olasiligini belirleyen ünlü Schrödinger denklemine uygun sekilde davranirlar. Bu denklemle biz çok çesitli nesneleri laboratuarda yaratmadan önce matematiksel olarak özelliklerini tahmin edebiliyoruz. Quantum teorisinin zirvesi, minik atomalti quark'lardan uzaydaki süpernova'lara kadar herseyin niteligini tahmin etmemizi saglayan “Standart Model”dir.

Quantum teorisinde elektrik, elektronlarin hareketi olarak anlasilir; tipki su damlaciklarinin irmagi olusturdugu gibi. Fakat bu akimda, pozitif yüklü elektron gibi davranan “delikler” veya “bosluklar” vardir. Elektronlardan ve bosluklardan olusan bu akim, transistörlerin küçücük elektrik sinyallerini büyütmesini saglar. Bu da modern elektronigin temelini teskil eder.

Elektronigin gelismesi tüm hayatimizi degistirdi. II. Dünya Savasi öncesinde büyük odalari kaplayan hantal, devasa bilgisayarlar 1948'de transistörün icadiyla yerlerini modern bilgisayarlara biraktilar. On yil sonra kesfedilen lazer ise internet ve enformasyon otoyollarini mümkün kildi. Simdi arastirmalar yapay zeka üzerine yogunlasti.

Yasamin ne oldugu da tarih boyunca insanoglunun kafasini kurcalamistir. Geçmiste biyologlar “vitalizm” teorisinin etkisi altindaydilar. Buna göre canli varliklara can veren gizemli bir “yasam gücü” veya maddesi vardi. Schrödinger 1944'te yazdigi “Yasam Nedir?” adli kitapta yasamin hücre içindeki moleküllere yazili “genetik sifre” ile açiklanabilecegini savunuyordu.

Schrödinger'in kitabindan etkilenen James Watson ve Francis Crich, x-isini kristalografisiyle DNA molekülünden yayilan x-isinlarinin meydana getirdigi sekilleri inceleyerek DNA'nin çift sarmal biçimindeki atomik yapisini kesfetmeyi basardilar. Quantum teorisi bize atomlar arasindaki baglarin açisini ve kuvvetini de verdiginden HIV gibi karmasik bir virüsün genetik sifresindeki bütün münferit moleküllerin pozisyonunu saptayabiliyoruz. Komple insan genom'unun sifresi 2005 yilina kadar

çözülecek; böylece yazilacak “insan el kitabi”yla yasam dansini seyretmek yerine yasami neredeyse istegimize göre manipüle edebilecegimiz hemen hemen tanrisal güce kavusacagiz.

John Horgan “Bilimin Sonu” adli kitabinda büyük bilimsel buluslar döneminin sona erdigini, bundan sonra kaydedilecek gelismelerin ancak minimal boyutta olacagini savunmaktadir. Modern bilimin tabiatin temel yasalarini ve disiplinlerini çözümlemis, kesfetmis oldugu dogrudur. Ancak simdi bu kesifler üzerine yeni gelismeler insa etmek mümkün olacak. Üstelik eskiden quantum, bilgisayar ve biyomoleküler alanlarinda bilim adamlari ayri ayri uzmanlasirken simdi aralarinda bir sinerji olusturarak her üç bilimde kaydedilen gelismelerden yeni buluslar yaratma yolundalar.

Uluslarin zenginligi ve yasam standardi da bilim ve teknolojideki hizlanmadan etkilenecek. Lester Thurow'nun dedigi gibi, eskiden genis hammade kaynaklarina ve sermaye birikimine sahip ülkeler zengin olurken simdi bilgi ve beceri (knowledge and skills) mukayeseli üstünlügün tek kaynagidir. Uluslarin varlik ve refahinin motoru olacak teknolojiler de sunlardir:

  • Mikroelektronik
  • Biyoteknoloji
  • Yeni malzeme (hammade) bilimi
  • Iletisim
  • Sivil havacilik
  • Takim tezgahlari ve robotlar
  • Bilgisayar yazilim ve donanimi

Bu teknolojilerin hepsi quantum, bilgisayar ve biyomoleküler devrimiyle çok yakindan ilgilidir. Önümüzdeki yüzyilda uluslar bu üç devrim üzerindeki hakimiyetlerine göre yükselecekler veya düsecekler, kazanacaklar veya kaybedeceklerdir. Bu devrimlerde basari gösteremeyenler, kendilerini 21. yüzyilin global piyasasinda marjinallesmis bulacaklardir.

BÖLÜM 2

GÖRÜNMEZ BILGISAYAR

 

1950'den bugüne bilgisayarlarin gücündeki artis bir milyar misli mertebesindedir. Bu artis, transistör sayesinde gerçeklesmistir. Baslangiçta elle üretilen transistörler, simdi civa lambasindan elde edilen 0.436 – 0.365 mikron dalga boyundaki isikla silikon gofretlerin üzerine oyuklar açilarak (fotolitografi) çok küçük boyutlarda ve otomatik olarak üretilmektedir. Egzimer lazerle dalga boyu 0.193 mikrona düsürülerek hem boyutlari daha küçültülecek hem de fiyati daha ucuzlayacaktir. Böylece mikroçiplerin fiyatinin 2000'de 50 cent'e 2010'da 2 cent'e düsmesi beklenmektedir.

Fiyati böylesine düsüp gücü katlanarak artacak olan mikroçipler her yanimizi o kadar saracak ki bizler farkinda bile olmayacagiz. Duvarlar, mobilyalar, ev ve ofis cihazlari, evimiz, arabamiz hatta takilarimizda bile mikroçip bulunacak. Müsvedde kagidin yerini mikroçip alacak. Bilgisayarlarin fiyatinin da ayni oranda azalmasiyla kisi basi 100'e yakin bilgisayar düsecek ve bütün bilgisayarlar birbirine bagli çalisacak. 1980'lerde mikroçipler PC devrimini baslatmis, 1990'larda mikro-islemcilerin gücünün, trilyonlarca bitlik datanin isik hiziyla cam elyaftan iletilmesini saglayan lazerle birlesmesiyle internette patlama meydana gelmistir. 21. yüzyilda ise ucuz sensörlerin mikro islemcilere ve lazerlere baglanmasi devrim yaratacaktir.

Hantal mainframe'lerle birinci, PC'lerle ikinci asamasini yasayan bilgisayar üçüncü asamanin esigindedir. Bugün ne kadar güçlü olursa olsun bir bilgisayar sizin varliginizi hissedemez. Örnegin bilgisayarin basindayken size yildirim çarpsa, bilgisayar ne oldugunu algilamadan sizin komut vermenizi bekler. Üçüncü asamada görünmez bilgisayarlar mimiklerimizi, sesimizi, vücut isimizi, ve elektrik alanini, hareketlerimizi algilayacak, birbirleriyle ve internetle iletisim kuracaklar. Büyük bir firtinanin yaklasmakta oldugu tahmini yapildiginda eviniz internetten hava tahminini alacak ve evin sicakligini yükseltmek, aile bireylerini uyarmak, son durumu bildirmek gibi firtina için gerekli hazirliklari yapacak. Tuvalet gibi insanin temasta oldugu ev gereçleri nabiz alacak, idrardan seker tahlili yapacak, kalbin elektrosunu ölçecek, kanser baslangici olan dokulardan salgilanan proteinleri ölçecek ve bu bilgileri sessiz sedasizca doktora ilecek. Vücuda bagli bilgisayarlar için gerekli enerji, insanin kendi yaptigi hareketlerden vücudunun ürettigi 80 watt'lik elektrigin, ayakkabilarin altina yerlestirilen bir aküde depolanmasiyla elde edilecek.

Bugün Amerika'da tedavülde olan 4 trilyon dolarin yalnizca onda biri nakit halde insanlarin cebinde veya bankalarin, isyerlerinin kasalarinda durmaktadir. Oysa parayi sayma, bir yerden bir yere tasima, depolama ve koruma isleri nakitle yapilan tüm islemlerin %4'ü kadar ek maliyet getirmektedir. Elde veya kasadaki nakit faiz getirmez, degeri artmaz. Gelecekte bu onda bir bile elektronik bit'ler haline geçecek. Akilli kartlar, ATM kartlarinin, telefon kartlarinin, tren-otobüs biletlerinin, kredi kartlarinin, bütün alisverislerdeki nakitin yerini alacak. Ayni zamanda saglik durumu, sigorta, pasaportla ilgili bilgileri ve tüm ailenin fotograf albümünü içerecek ve internete bagli olacak.

Bugün Amerika'da her yil ortalama 40.000 kisi trafik kazalarinda hayatini kaybediyor. Bunlarin yarisindan çogu alkollü araç kullanmaktan ve dikkatsizlikten ileri geliyor.

Akilli arabalar elektronik sensörlerle havadaki alkol buharini algilayip mars basmasini önleyecek. Araba çalinmissa, polisi uyarip arabanin tam yerini bildirecek. Sürücünün gözleri belli bir süre kapanir veya hatali manevralar yapmaya baslarsa, gösterge panelindeki bilgisayar sürücüyü uyaracak. Arabadaki sensörler uydulardan gelen sinyallerle hem kayboldugunuzda tam yerinizi hem de çevrede trafik sikisikligi olan yerleri bildirecek.

Otoyollar da “akilli” hale getirilecek, yol kenarlarina yerlestirilen manyetik alanlarla arabalarin seyri bilgisayarlarla denetlenecek. Bunun güvenli yolculuk yaninda, hava kirliligini ve yakit tüketimini azaltma, trafik sikisikligini önleme gibi yararlari da olacak. Simdiye kadar deneysel veya teorik olarak gelisen bilime üçüncü bir tür daha eklenecek: siber-bilim. Sanal gerçeklik ortaminda bilgisayar simülasyonlarina dayanan bu yöntem bilimde yeni alanlar açacak.

Çip yapiminda 0,1 mikrondan daha kisa dalga boylu isinlarin kullanilamamasina “nokta bir” (point one) engeli diyoruz. Bunu ses duvarina benzetebiliriz. “Nokta bir” engelinin altinda, çiplerin x isinlariyla veya elektronlarla oyulmalari gerekir ki bunlarin kontrolü çok zordur. 2020 yilina kadar bu engelin asilmasi, böylece Silikon Devri'nin sona ermesi ve yeni kusak bilgisayarlar üretilmesi bekleniyor.

BÖLÜM 3

AKILLI GEZEGEN

Bugünün elektronik harikalari olan video konferans, sanal gerçeklik, uydu iletisimi ve Internet ilk olarak Pentagon uzmanlari tarafindan yalniz askeri amaçlar için gelistirildi ve soguk harbin gizlilik kurallari dolayisiyla uzun süre yayginlasamadi. Ancak soguk harbin sona ermesiyle önce APARNET olarak üniversitelere, daha sonra da CERN matematikçisi Tim Bernes-Lee'nin 1991'de World Wide Web'i yaratmasiyla tüm dünyaya yayilarak bugün 40 milyon aboneye ulasti. 2005'e gelindiginde bugünkü telefon abonesi sayisina, yani 600 milyona ulasmasi bekleniyor.

Internetteki bilgi miktari da hizla artiyor. 1996'da 70 milyon sayfaya ulasilabilirken, 2020'de insanlik tarihinin 5000 yillik bütün yazili bilgilerine ulasilabilecek. Tipki Gutenberg'in matbaayi icat ettigi 1450'de 30.000 olan Avrupa'daki kitap sayisinin 1500'de 9 milyona ulasmasi ve Rönesansi baslatmasi gibi.

Dükkanlarin kapanmasi gibi internetin kapanma saati olmadigindan ve insanlar oturduklari yerden dünyanin her kösesine internetle ulasabildiginden, internet üzerinden yapilan ticaret de isik hiziyla artacak.

Bilgisayarda sesin taninmasi su anda teknik olarak mümkün. Ancak söylenenleri bilgisayarin anlamasi yapay zekanin gelistirilmesini gerektirir ki bu da tüm bilgisayar teknolojisinin asmasi gereken en zor engeldir. Yapay zeka gelistirme asamasinda size gelen bilgileri sizin tercihleriniz dogrultusunda süzgeçten geçiren filtreler, Kasparov'u satrançta yenen, hastaliklari ve makinelerdeki arizalari teshis eden programlar, insanin “sag duyusunu” olusturan veriler gelistiriliyor.Yapay zekada en basta gelen problem “sagduyuya” sahip sistemler gelistirmektir. Aysbergin su altindaki görünmeyen kismi gibi sagduyu da beynimizin dibine o kadar derin yerlesmistir ki günlük yasantimizda nasil kullandigimizin farkinda bile olmayiz.

Beyinde aritmetik birkaç basit sinir devresiyle gerçeklestirilir. Fakat insanin vahsi hayvanlardan korunmak, yiyecek bulmak gibi neslini sürdürmek için yapmak zorunda oldugu seyler hesap becerisi degil de sagduyu gerektirdiginden evrim sürecinde birincisi kadük kalmis, ikincisi olaganüstü gelismistir. Bilgisayarlar ise tam aksine soyut matematik mantiginda fevkalade basarili olmalarina ragmen fizik veya biyolojideki en basit mantigi bile kavramaktan acizdirler. Örnegin;

Ali ile Ayse ikizler. Ali 20 yasindaysa Ayse kaç yasindadir? sorusuna cevap veremezler.

Veya söyle hatalar yaparlar;

Insan              : Bütün leylekler uçabiliyor. Çarli de bir leylek.

Robot           : Öyleyse Çarli uçabiliyor.

Insan              : Ama Çarli ölü.

Robot             : Öyleyse Çarli ölü ve uçabiliyor.

Ölülerin uçamayacagi gibi ön verilerin milyonlarcasi yasamimizi yönlendirdiginden bunlarin bitlere bölünüp yapay zekaya islenmesi kolay görünmüyor. Ancak arastirmalar sürüyor.

2020'ye kadar sanayide gitgide daha sofistike hale getirilen ön-programli, uzaktan kumandali robotlarin kullanimi artarken, 2020'den sonra ögrenebilen, hareket edebilen, insanlarla iletisim kurabilen gerçek robotlar görecegiz. 2050'nin ötesinde bilinci ve mantigi olan robotlar dünyasi baslayacak. Bunun için simdiden insan beyin hücrelerinin kristalize yapisini örnek alan “neural net” (sinir agi) üzerinde çalisiliyor.

Peki bu bilimsel devrimler yasantimizi nasil etkileyecek? Bilim adamlari 2020 yilindaki günlük yasantimizi nispeten dogru tahmin edebiliyorlar zira asagidaki senaryoda anlatilan buluslarin ve teknolojilerin çogunun laboratuarlarda prototipleri mevcut. Simdi, 2020 yilinda son teknolojiyle ugrasan bir yönetici olsaydiniz bir haftalik yasantiniz nasil olurdu, bir bakalim:

1 Haziran 2020 Saat 06:30

 

Sabah zil sesiyle uyanirsiniz. Duvar boyunca sessizce asili duran deniz resmi birden canlanir, yerini Molly adini verdiginiz sicak, dost bir yüze birakir. Molly neseli bir sesle “günaydin, kalkma zamani geldi” der.

Mutfaga dogru yürürken mutfak aletleri varliginizi hisseder. Kahve makinesi suyu isitmaya baslar. Ekmek istediginiz ayarda kizarir. Sevdiginiz müzik evi doldurur.

Bu arada Molly interneti taramis, ilginizi çeken haberlerin printini almistir. Mutfaktan ayrilirken buzdolabiniz içindekileri kontrol eder ve “süt bitti. Yogurt da eksidi” diye seslenir.

Evden çikmadan önce elektrikli süpürge robotuna haliyi temizleme komutunu verirsiniz. Birden canlanir ve halinin altindaki kablolu yollar üzerinden hareket ederek isine baslar.

Elektrikli-benzinli melez arabanizla ise giderken, Molly uydudan aldigi bilgileri iletir: “Otoyolda insaat dolayisiyla tikaniklik var. Sen en iyisi su yoldan git”. Arabanin ön caminda hayalet gibi bir harita belirir.

Akilli yoldaki trafik isiklari arabanin gelis durumuna göre yesil isiklari ayarlar. Turnikelerde hiç durmadan geçersiniz zira lazerler arabanin PIN kodunu okumus ve tutari hesabiniza geçmistir. Molly'nin radari etrafinizdaki araçlari kollar ve aniden bagirir “Dikkat et, arkanda araba var”. Kör noktadaki bu arabadan kil payi kaçarsiniz.

Molly bir kez daha hayatinizi kurtarmistir (içinizden, bir dahaki sefere toplum tasim araçlarina binmeyi geçirirsiniz).

Isyerinize geldiginizde akilli kartinizi duvardaki bilgisayara sokarsiniz. Bir lazer isini gözbebeklerinizden sizi tanir. Ofiste video mailinize göz gezdirirsiniz. Saat 10:00'da iki meslektasinizla duvardaki ekran üzerinden video-toplanti yaparsiniz.

Saat 16:00

Molly doktor randevusunun saati geldigini bildirir. Duvar ekranindan sanal doktorunuz görünür.

“Idrarinizda eser miktarda protein tespit ettik. Kalin bagirsaginizda mikroskobik bir kanser kolonisi büyüyor” der.

“Ciddi bir sey mi?” diye endiseyle sorarsiniz.

“Hayir. Birkaç yüz tane kadar kanser hücresi var. Onlari da birkaç akilli molekülle yok edecegiz”.

“Meraktan soruyorum. Protein testi ve akilli moleküller olmasaydi ne olurdu?”

“On yil içinde tümör büyüyüp birkaç milyar kanser hücresine ulasirdi. O zaman da sag kalma sansiniz %5 dolayinda olurdu. Biz bu arada MRI'la damarlarinizin içine baktik. Damarlarinizin tikanma hizi böyle devam ederse 8 yil içinde kalp krizi geçirme olasiliginiz %80. Size videomail ile egzersiz, gevseme, meditasyon ve yoga programi gönderiyorum”.

Demek ki Molly egzersiz programinizi da yürütmeye baslayacaktir.

Aksam

Gece bir kokteyle katilirsiniz. Konuklar arasinda dolasirken gözlügünüzdeki video kamera yüzleri tarar. Molly bu yüzleri hafizasindaki bilgisayar profilleri ile karsilastirir ve gözlügünüze takili bir minyatür vericiden bu kisilerin kim oldugunu kulaginiza fisildar.

Davetin sonuna dogru içkiyi fazla kaçirdiginizi anlayan Molly sizi uyarir. “Biraz daha içersen arabadaki nefes analizörü sana kontagi açtirmayacak”.

Çarsamba gece yarisi

Son anda alisveris yapmaya karar verirsiniz. “Molly, ekrana sanal alisveris merkezini getir. “Bir kazak almak istiyorum”. Duvar ekraninda kentin bir alisveris merkezi görünür. Oturdugunuz yerden elinizi sallayarak görüntüyü degistirirsiniz. Tipki kendiniz dolasiyormus gibi. Istediginiz kazagi raftan seçersiniz. Modelini begenirsiniz fakat bedeni uymamistir. “Molly, bunun 3 bedende kirmizisini istiyorum. Siparisi ver ve hesabi akilli kartima yazdir”

Daha sonra sehirde bir daire, Avrupa'da bir yazlik arayisina girersiniz. Belirlediginiz fiyat dolayindaki daireler ve evler ekranda görünür. Parmaginizla içlerinde  dolasirsiniz.

Persembe gecesi

Hafta sonu çikacaginiz kimse yoktur. Molly'ye çevrenizde zevklerinize ve hobilerinize uygun, bekar kisilerin isimlerinizi taramasini söylersiniz. Ekranda bazi yüzler belirir. Her resmin altinda kisa bir tanimi vardir

“Molly, hangisini seçeyim dersin?”

“3 ve 5 numaralar uygun görünüyor. Zevkleriniz %85 birbirine uyusuyor. Gerçi 4 ve 6 daha güzel. 10 numarayi da unutma, iyi bir aileden”.

Molly'nin seçtikleri hanim hanimcik, tutucu görünüslü kisilerdir. Molly tipki annenize benzemeye baslamistir.

Cumartesi gecesi

 

Listeden seçtiklerinizden biri sizinle çikmayi kabul etmistir. Birlikte romantik bir restorana gidersiniz. Tam yemege baslarken Molly yemeginizin besin degerini inceler. “Bunda çok fazla kolestrol var. Sakin yeme”. Acaba Molly'yi kapatsam mi diye düsünürsünüz.

Bulustugunuz kisiyle daha sonra ikiniz eve gidip eski bir film seyretmeye karar verirsiniz. “Molly, Casablanca'yi seyretmek istiyoruz. Fakat bu sefer Ingrid Bergman ve Humphrey Bogart'in yüzlerinin yerine bizimkileri koy”.

Molly filmi internetten download eder ve filmdeki yüzleri degistirir. Kendinizi bir anda ekranda savas dönemi Fas'inda bulursunuz. Filmin son sahnesinde kendinizi havaalaninda birbirinizin gözleri içine bakarken görünce dudaklarinizda buruk bir gülümseme belirir.

BÖLÜM 4

SILIKONDAN SONRA

0,1 mikron'dan ince isin olmamasi dolayisiyla silikonlarin bu yöntemle daha ince oyulamayacagini, bunun da “nokta bir” engeli olarak adlandirildigini, x-isini veya elektronla oymanin güçlülügünü daha önce belirtmistik. Bu da bize silikon çiplerin ömrünün normalde 2005 yilinda sona erecegini, ancak x isini ve elektronlarin denetim teknolojisine ulasilirsa 2020'ye kadar devam edebilecegini gösteriyor. 2020'den sonra mikro çiplerdeki transistörün yerini mercek, ayna ve lazer isinlarindan olusan optik bilgisayarlar alacak. Holografik hafiza ile de çok daha fazla bilgi saklanabilecek.

Üzerinde durulan bir baska arastirma ise DNA moleküllerinin bilgisayarda kullanilmasi. DNA moleküllerinin bilgi saklama kapasitesi çok yüksek oldugundan 30 gramlik DNA molekülleri insan beyninin 100 trilyon kati hafizaya sahip olacak ve dünyanin en hizli bilgisayarindan 100.000 kat daha hizli islem yapacaktir.

Bir baska olasilik, tek bir elektronun atom büyüklügünde bir noktaya hapsedilmesiyle elde edilecek quantum transistörleriyle Quantum bilgisayari yaratilmasidir.

Beyin sinir hücreleri olan nöronlarin silikon çipler üzerinde yasamasi ve üremesi saglandi. Nöronlarla kapli mikroçipin gözün içine yerlestirilmesiyle “biyolojik göz” yaratilabilecek. Böylece beyne giden görme sinirleri saglam olup da, retina bozuklugu dolayisiyla kör olanlarin görmeleri saglanabilecek. Göze mikroskop ve teleskop özelligi kazandirilabilecek. Çesitli organlara çip takilarak felçli kisimlarin bile harekete geçirilmesi mümkün görünüyor.

Bütün arastirmalara ragmen su anda beyin hakkinda bildiklerimizi, gelismis bir sanayi ülkesinin otoyol haritasina benzetebiliriz. Bu haritaya bakip o ülkenin sanati, edebiyati, politikasi, ticareti hakkinda bilgi sahibi olmak ne kadar mümkünse, elimizdeki bilgilerle beynin tüm fonksiyonlari hakkinda bilgi sahibi olmak da o kadar mümkün. Ancak 21. yüzyilin sonuna dogru nöronlarin ve aralarindaki baglarin tek tek incelenip beynin çalismasinin çözümlenmesi, hatta beyin hücrelerinin silikon ve çelikten yapilmis bir bedene aktarilip biyonik adamlar (cyborg) yaratilmasi da ihtimal disi degil.

SAKINCALAR

 

Orwell'in 1984'ünde totaliter bir hükümetin hayatimizin her alanini gözetleyip kontrol ettigi bir dünya anlatilir. Bugünkü elektronik cihazlar romandaki “agabey”den çok daha güçlü olmasina ragmen temel demokratik özgürlüklerimiz hala mevcut. Aksine, bilgisayar ve internet sayesinde ifade ve bilgiye ulasma özgürlügümüz azalacagina artti.

Bilgi tek bir tusa basarak dünya üzerinde 1 milyon kisiye dagitilabiliyorsa, baskici hükümetler zor durumda demektir.

Ancak yine de gerçek tehlikeler yok degil. Bunlardan bazilari söyle:

  1. Özel bilgilere ulasarak mahremiyete tecavüz ve telekulak (izinsiz dinleme). Bunu önlemek için çözülemeyecek sifreler üzerinde duruluyor. Bir tanesi de quantum kriptografisi.
  1. Issizlik: 19. yüzyilda demiryolunun etkisi gibi, 21. yüzyilda da bilgi otoyollari bazi sektörleri, kentleri ve ülkeleri gelistirirken bazilarini da çökertecek. Üç alanda insan istihdamina lüzum
  • Rutin isler (otomobil gibi kitlesel üretim yapan fabrikalarda montaj isleri robot devriminin birincil hedefidir)
  • Envanter
  • Aracilik (sigorta saticilari, yatirim bankacilari, seyahat acenteleri vs) Buna karsilik gelismesi beklenen sektörler sunlar:
  • Eglence: Insanlarin bos zamanlarinin artmasiyla, yaratici sanatlara ve yeni eglence türlerine talep de çok artacaktir.
  • Yazilim: Birkaç yil öncesine kadar mevcut bile olmayan video oyunlarinin bugün tüm sinema sektöründen daha büyük oldugu dikkate alinirsa, bilgisayar tasarimciligi, web sayfasi düzenleme vb. yazilim sektörünün ne denli gelisecegi tahmin
  • Bilim ve Teknoloji: Bütün bu kitapta sözünü ettigimiz gelismelerin gerçeklestirilebilmesi için tabii ki bilim adamlarina ve mühendislere büyük ihtiyaç
  • Hizmet Sektörü: Bilgisayarlar ne kadar gelisirse gelissin, soför, kapici, polis, müzik ögretmeni, tur rehberi, hamal, asçi vs.nin yerini
  • Beceriye Dayali Isler: Insaat, onarim, saglik elemanlarinin yaptigi isler de bilgisayar tarafindan yapilamaz.
  • Enformasyon Hizmetleri: Bilgisayar, uydu, mikro islemcilerin yapimi, bakimi ve onarimi büyük is alani
  • Tip

Daralan sektörler, kitlelere hitap etmekten kaçinip kisiye özel, kaliteli ve akilci hizmet verirlerse onlarin da yeni ortamda gelismemeleri için bir neden kalmaz.

Yeni dönemde bilgi ön planda olacagi için yeni sektörlerde çalisanlarin çok daha bilgili, sofistike egitimli olmasi gerekecek. Bazi futurologlar toplumda söyle katmanlar olacagini öngörüyorlar: En üstte Beyin Lordlari (Bill Gates gibi tekno-milyarderleri), altinda üst hizmet çalisanlari (cyber yuppie'leri), onun altinda el isçileri (cyber serfleri), en altta da kayip insanlar, yani bilgisayar devriminin tamamen disinda kalanlar.

Bu açmazdan kurtulmanin, bir baska deyisle toplum katmanlari arasindaki uçurumu önlemenin baslica yolu egitim ve bilime agirlik vermektir. Lester Thurow da bilgi ve becerinin 21. yüzyil kapitalizminde sürdürülebilir stratejik avantajin tek kaynagi olacagini söylemektedir.

  1. Robotlar önümüzdeki yüzyilda giderek daha zeki ve daha insan benzeri oldukça, bunun tehlikelerini de hesaba katmak gerekir. Para ve hisse senedi, ticaret, bankacilik, elektrik, ulasim, su, atik giderme gibi isler ve islemler tamamen bilgisayarlarin ve robotlarin eline birakilirsa bu robotlarin çalistirilmasindan belki

yalnizca belli sayida mühendis sorumlu olacak. Onlar da bütün bilgilere sahip olacaklar. Sistemin herhangi bir yerindeki ariza tüm uygarligi felce ugratabilir. Zira bilgi ne kadar merkezi olursa, sekteye ugratmasi o kadar kolay olur.

Ordunun elindeki nükleer silahlarin kontrolünün yapay zekali bir bilgisayara verilmesi felakete yol açabilir. Yapay zekali bir bilgisayar veya Robot'un ufacik bir programlama veya feedback hatasi yüzünden “delirmesi” ve kontrolden çikip her seyi berbat etmesi pekala mümkündür. Burada bilim adamlarinin görevi sistemi “delirmeden” önce kapatacak sofistike mekanizmalar gelistirmektir.

Ayrica robotlar kendilerine verilen emirleri yerine getirirken, farkinda olmadan insanligin gelecegini de tehdit edebilirler.

Bir robotun beyninin isleyisini anlamak için ona çok benzeyen bürokrasinin isleyisini ele alalim. Bürokrasi yayilma egilimindedir, hem de bazen kendisinin ilk  basta varligini mümkün kilan ekonomik tabani yikma noktasina getirecek kadar. Örnegin bazi ekonomistler, Sovyetler Birligi'nin ani çöküsünü kismen Sovyet bürokrasisinin silahlanma yarisindaki rolüne baglamaktadirlar. Sovyet yöneticileri bürokrasiye bir emir vermisti: silahlanma yarisinda Bati'ya yetis. Bu tek misyonla görevlendirilen bürokrasi görevini sadakatle yerine getirdi, hem de ne pahasina: nükleer silahlara yapilan harcamalar yüzünden ekonomiyi kurutmak ve tüm sistemi çökertmek pahasina.

Bürokrasi bir anlamda kapitalist kanadin “batirincaya kadar harcat” stratejisine yenik düsmüstü. Ekonomik tabani saglam olmayan Rusya, Pentagon'un muazzam harcamasiyla yarisa zorlanmisti. Sorun bürokrasinin görevini yerine getirememesi degildi; sorun görevini fazlasiyla basarmasi ve sonunda bu basarinin agirligi altinda ezilip yok olmasiydi.

Benzer sekilde, Yapay Zeka kontrolündeki bir global ekonomi de bürokrasi gibi yayilma egilimine girebilir. Bunu denetim altina alacak merci de bilgisayarlar degil insanlardir. Elektronik harikalar on-line sisteme konmadan önce gerekli önlemler alinmali, istenmeyen sonuçlara yol açmamasi için siki kontrol altinda tutulmalidir.

BÖLÜM 5

BIYOMOLEKÜLER DEVRIM KISISEL DNA KODLARI

Washington  yakinlarindaki  National  Institutes  of  Health  (NIH)  tip  kompleksi, 21.

yüzyilda hayatimizi kökten degistirecek arastirmalarin merkezidir. Merkezin amaci, 23 çift kromozomda sakli 100.000 insan geninin 2005 yilina kadar haritasini çikarmaktir. 1996 sonunda %16'ya tekabül eden 16.354 genin haritasi tamamlanmis olup, 2003'te

%99'a ulasilmasi bekleniyor. Programlanandan önce ve bütçenin altinda gidilmesinin en büyük nedeni, bilgisayar, biyomoleküler ve quantum devrimlerinin sonuçlarin tümünden yararlanilmasidir. Proje tamamlandiginda, Mendeleev'in modern kimyanin dogmasina yol açan periyodik cetveli kesfinden daha önemli bir bulus olacak insanlik için.

Gen haritalari pek çok kalitimsal hastaligin önceden teshis edilmesini ve yeni tedavi yöntemlerini mümkün kilacaktir. Ancak beyin hücrelerinde oldugu gibi, genlerde de haritanin çikarilmasi hersey demek degildir. Genlerin çalismasinin ve birbiriyle etkilesiminin bilinmesi gerekir. Bunun için bize epeyce on yil gerekecek. Belki 2050'ye kadar bu çözülürse o zaman kalp, Alzheimer, akil, romatizma ve bagisiklik sistemi hastaliklarinin çevrenin etkisiyle tetiklerinin nasil çekildigini ögrenebiliriz. Yaslanma sürecini kontrol eden gen bulunabilirse belki bu süreç tersine çevrilebilir. 2050'den sonra belki hayatin kendini bile manipüle edebiliriz.

Gen teknolojisinin gelismesi, polisiye vakalarda parmak izi gibi kullanilmasini baslatmistir. Bir insanin basindan dökülen bir kepek hücresini inceleyerek o kisinin kan grubu, saç ve göz rengi, genetik hastaliklari, yaklasik boyu ve kilosu gibi özelliklerini saptamak mümkündür. Ancak yüz ve el gibi organlar karmasik bir gen etkilesimi sonucu meydana geldiginden 2020'ye kadar belirlenemeyebilir.

Gen haritalarinin çikarilmasi (DNA sequencing) 1977'ye dayaniyor, ancak 1980'de bir biyologun bir yilda yaptigi isi bugün tek bir makine bir günde yapabiliyor.

Dünyadaki bütün canlilarla ilgili en büyük gen harita deposu, 1982'de matematikçi Stanislaw Ulam tarafindan Los Alamos'ta kurulan GenBank'tir. Tüm dünyadan bilimadamlari çikardiklari gen haritalarini e-mail ile Los Alamos'taki bilgisayara göndermektedirler.

Geçmiste biyologlar yasayan canlilarin içini (in vivo) inceleyerek hayat hakkinda bilgi sahibi oluyorlardi. Yasadigimiz yüzyilda cam içinde (in vitro) hayati incelemeyi ögrendiler. Gelecekte yasami bilgisayarlarla (in silico) inceleyecekler. Ilk örnegi yapilan DNA çipi dünyanin en hizli bilgisayarindan 500 kat daha hizli. 2020'ye kadar bütün genlerin haritasi (sequence) çikarilinca elimizde “Yasam Ansiklopedisi” olacak. O asamada gen haritasinin “ne anlama” geldiginden gen'in “ne yaptigina” geçilecek.

BÖLÜM 6

KANSERI YENMEK GEN TAMIRATI

Tipta samanlar ve büyücüler döneminden sonra antibiyotik ve asi dönemi baslamisti.

Simdi moleküler tip devri (m) ine geldik. Hastalik kaynaklari protein protein, molekül molekül, hatta atom atom açiga kavusuyor. Düsman hatlarinin haritasini inceleyen general gibi bilim adamlari bir mikrobun tüm sifresini okuyup, zirhindaki moleküler zayif noktalari teshis edebiliyorlar.

Kanserde iki tip gen rol oynar. Onkojenler ve tümör bastiricilari. Bunlari bir arabanin gaz ve fren pedalina benzetebiliriz. Gaz pedali takili kalirsa veya fren patlarsa araba kontrolden çikar. Hücre de ya asiri bölünürse veya bölünmeyi durdurma yetenegini yitirirse, büyümesi kontrolden çikar.

Simdiye kadar bilinen en yaygin onkojen, P-21 genidir. Tümör bastiricisi P-53 geninin mutasyonlu hali de pek çok kanser türünün ortak özelligidir. Islerini normal yürüten P-53 hücrenin bekçisidir. Anormal hücrelerin intihar etmesini saglayarak çogalmalarini önler. P-53 mutasyona ugradiginda hatali hücreler sinirsiz çogalarak tümör olusturur.

Kisilerin mutasyonlu P-53 tasiyip tasimadiklarini ögrenmek için kan testi gelistirilme asamasindadir. Gen terapisiyle bozuk P-53 hedef alinip yerine saglam gen konmaya çalisilacak. Ayrica bazi maddelerin neden karsinojen (kanser yapici) oldugu da anlasilacak. Ancak kanserin 200 farkli türü (vücuttaki her doku için ayri) bulundugundan, 2020'ye kadar kanserin kesin çaresi bulunamayacak.  2020'den sonra önleme, teshis ve tedavi yöntemlerinde büyük asama kaydedilecek.

Diger genetik hastaliklar üzerinde de yogun arastirmalar yapiliyor. Fakat bu hiç bitmeyecek bir savastir. Zira bir taraftan çare bulunurken, diger taraftan genlerdeki mutasyon dolayisiyla durmadan yeni genetik hastaliklar türüyor.

HIV (Aids) virüsü üzerinde arastirmalar hizla devam ediyor, ancak köse henüz dönülmüs degil. Bunda da simdiye kadar uygulanan uzun, zahmetli ve çogu zaman tehlikeli “deneme-yanilma” yöntemi yerini DNA arastirmalarina, bilgisayar modellerine ve sanal gerçeklige birakacak.

Antibiyotiklerin kesfi tiptaki en büyük adimlardan biridir fakat asiri ve bilinçsiz kullanim yüzünden zaman içinde bagisiklik kazanmis mikroplar türedi. Bir yazarin deyisiyle “insanlar daha iyi fare kapani yaptikça, doga daha da iyi fare üretiyor”. Moleküler biyoloji ile bakterinin DNA'sini hedef alip onu parçalayacak maddeler mümkün olabilir. Bilgisayar ve robotlar yardimiyla maddelerin analizi ve yararlilik testleri kat be kat hizlanacagindan yeni ilaçlarin üretimi de hizlanacaktir.

Basta stres olmak üzere bazi duygularin ve yasam tarzlarinin kisinin sagliginda önemli etkisi oldugu bilinmektedir. Ancak bu etkinin neden ve nasil yaratildigini bulmak, 21. yüzyil tibbinin baslica hedeflerinden biri olacaktir. Bugün kullanilan tomografi, MR ve röntgen cihazlarinin görüntülerinin netlestirilmesi teshis olanagini arttiracaktir.

BÖLÜM 7

ÖLÜMSÜZLÜK

“Eserlerimle ölümsüzlüge kavusmak istemiyorum. Bedenimle ölümsüz olmak istiyorum” diyor Woddy Allen. Hücre yapisina bakildiginda hücrenin teorik olarak ölümsüz olmasi gerekir. Nitekim bazi organizmalar hiç ölmez. Bazi tek hücreli yaratiklar, hatta bazi hayvanlar yaslanma yasalarina karsi koyarlar: ölçülebilir bir yasam süreleri yoktur. Sonsuza kadar yasamak hücre biyolojisinin bilinen bir yasasini ihlal etmiyorsa öyleyse niye hep genç kalmiyoruz?

Yapilan arastirmalar, varligi henüz kanitlanmis olmasa da canlilarin çogunda bir “yaslilik geni” mevcut olduguna isaret ediyor. Evrim açisindan yaslanmanin bir amaci oldugu söylenebilir. Dogurganlik dönemini geride birakmis bir canlinin dogaya bir faydasi yoktur. Belki de Doga, canlilarin yaslanip ölmesini ve böylece degerli kaynaklarin gelecek kusaklara kalmasini planlamistir.

Yaslanma hakkindaki yaygin teorilerden biri, solunumla aldigimiz oksijenin  hücrelerde yanarken serbest radikaller olusturmasi ve elektrik yükü tasiyan bu radikallerin hücre proteinlerini ve nükleik asitlerini parçalayarak hücrenin hassas dengeli mekanizmasini bozmasidir. E, C, A vitaminlerinin ve bazi kimyasallarin oksidasyonu yavaslattigi savunulmaktadir.

Yaslandikça bazi hormonlarin salgilanmasi azaldigindan estrojen, testosteron, büyüme hormonu (HGH) ve DHEA hormonlarinin disardan takviyesi üzerine arastirmalar genis çapta sürdürülmektedir. Hormon düzeylerinde azalma yaslanmanin sebebi mi, sonucu mu oldugu henüz kesinlik kazanmamistir.

Genler üzerindeki arastirmalar, bazi kurtçuklarda ve meyve sineklerinde belli genleri manipüle ederek uzun yasatmanin mümkün oldugunu göstermistir. Ancak kisisel DNA haritalari çikarilip insandaki varsa yaslanma geni ortaya çikarilmadan insan ömrünü gen terapisiyle uzatmak olasi görünmüyor.

Laboratuarda ve diger arastirmalarda kanitlanan bir husus, yalnizca açliktan ölmeyecek kadar beslenmenin ömrü belirgin sekilde uzattigidir. Artik halk arasindaki “hizli yasa, genç öl” sözünün yerine “yavas yasa, uzun yasa” mi diyecegiz acaba? Fakat metabolizmayi yavaslattigi için ömrü uzatan düsük kalori diyetinin ayni zamanda deneklerde üreme, çiftlesme ve hayati yasamaya deger kilan diger eylemlere ilgiyi de öldürdügü gözlenmistir. Bunu tersine çevirmek yine yaslanma genini bulmaya ve gen terapisine bagli olacaktir.

Yaslanma geni gerçekten var olsa ve degistirebilsek bile bu gen bizim genç kalmamizi saglayacak mi? Bedenen ve kafaca çökmüs bir vücutta sonsuza kadar yasamanin ne anlami var?

Buna hazirlik olarak bilim adamlari hücrelerden yapay organ üretmeye çalisiyorlar. Simdiye kadar yapay deri üzerinde basariyla uygulanan bu yöntemle karaciger, böbrek, kemik hatta el gibi karmasik organlarin yapay olarak üretilmesi üzerinde çalisiliyor.

Ömrü uzatmak tabii ki insanoglunun ezelden beri hayalinde olan bir sey. Fakat bunun ötesinde bir hedef var: hayatin kendisini kontrol etmek, yani dünyada simdiye kadar hiç var olmamis canlilar yaratmak. Bu alanda bilim adamlari yeni canli türleri yaratma yetenegine hizla yaklasiyorlar.

BÖLÜM 8

TANRIYA ÖZENMEK

 

Bitkilerin ve hayvanlarin gen havuzuyla oynayip yeni türler yaratilmasi yeni bir sey degildir. Insanlar 10 bin yildir bu isle ugrasiyorlar. Bugün çevremizdeki kedi-  köpekler, soframizi dolduran bitkiler dogal evrimle olusandan çok farkli hale getirilmistir. Hastaliklara ve parazitlere dirençli bitkiler, ensülin ve insan büyüme hormonu üreten bakteriler yetistiriliyor.

1997'de Iskoçya'da kopyalanan koyun Dolly, büyük ümit isigi oldu. Genetik kopyalama (klonlama) ile, hasar görmüs beyin, omurilik, kalp hücreleri yenilenebilecek, organ nakli için bazi organlar üretilebilecek veya nesli tükenmek üzere olan türler çogaltilabilecek.

Klonlamanin etigi üzerinde çok tartisma yapiliyor. Oysa insanlarin gen yapisinin degistirilmesi yaninda hiç kalir. Zira klonlama yalnizca bir bireyin kopyasinin çikarilmasidir; genetik mühendisliginin ise insan gen yapisini ve dolayisiyla insan neslini tümden degistirebilecek güce sahip olmasi söz konusudur.

Bilim adamlari 2020 yilina kadar insan vücudundaki 100.000 genin haritasini (genom'unu) çikarsa da genlerin nasil is gördügünü veya birbiriyle etkilesimini ögrenmek kolay olmayacak. Bir avuç genden fazlasini manipüle etmek ve bilim-kurgu da anlatilan genetik degisimleri basarmak 21. yüzyilda bile mümkün olmayacak. Ancak bu bir avuç genin izole edilmesiyle insanlarin kilosu, saçi ve yüzündeki genetik anormallikler tedavi edilebilecek. O zamana kadar, güzelligin baslica ön kosulu, Candice Bergen'in dedigi gibi “ana-babanizi dogru seçin” olarak kalacak.

BÖLÜM 9

QUANTUM GELECEGI

 

Nobel ödüllü Fizikçi Richard Feynman moleküler boyutlarda makineler yapilmasinin fizik kurallarina aykiri olmadigini, “nanoteknoloji” adi verilen bu yöntemle elde edilecek moleküler makinelerin mikroplari ve tümör hücrelerini tek tek öldürmek, kan damarlarindaki tikanikliklari temizlemek, hasar görmüs hücreleri onarip yaslanma sürecini geri çevirmek gibi minik boyut gerektiren pek çok isi yapabileceklerini savunmaktadir.

Gerçek moleküler makinelere ulasmak zaman alacak olsa bile, mikroelektromekanik sistem (MEMS) denen, silikonlara oyulmus ufacik sensör ve motorlardan olusan cihazlar piyasaya çikti. Kil büyüklügündeki hareket algilayicilari, otomobillerde hava yastiginin içinde kullanilmaya baslandi. Toyota alt kurulusu Denso, 0.7 mm boyutunda bir motorla, minik bir arabayi saniyede 5 cm. hizla yürütmeyi basardi. MEMS'ler tipta çesitli kullanim alanlari bulmak yaninda sanayide de pek çok ise yarayabilir:

  • Çelik ve diger insaat malzemelerinin içine konacak milyonlarca ucuz, basinca duyarli MEMS stresi ölçüp bir deprem durumunda binlerce hayat
  • Uçak kanatlarinin yüzeyine konacak MEMS, sürtünmeyi azaltip verimi arttirabilir.
  • Savas alanlarina toz halinde serpilecek, kizilötesi detektörlerle donatilmis MEMS'ler düsmanin yerini bulmayi saglayabilir.

2020'den sonra MEMS'lerin yerini gerçek moleküler makineler alabilir. Bunlara elektrik iletecek kablolar da karbon nanotüpleri denen ve bir silindir seklinde dizilmis karbon moleküllerinden olusan, çeligin 100 kati daha saglam fakat çeligin agirliginin 1/60'i kadar agirlikta olaganüstü bir malzeme kullanilabilir.

Hayatimizin her alaninda kullandigimiz elektrigin iletim sirasinda direnç dolayisiyla isi yaymasi beraberinde pek çok sorun getirmektedir. 1911'den bu yana yapilan çalismalar direncin sifir oldugu bir süper iletken üretilmesinin önceleri mutlak 0º'da (- 263ºC), simdi ise -23ºC'de mümkün oldugunu göstermistir. Oda sicakliginda bir süper iletken üretilmesi o kadar önemlidir ki bazi fizikçiler buna “ikinci sanayi devrimi baslatacak” demektedir.

Dünyada kullanilan enerjinin %40'ini saglayan petrol yataklarinin git gide tükenmesi dolayisiyla petrol fiyatlarinin 2020'lerde hizla yükselmeye baslamasi ve 2040'larda yakit olarak kullanilamayacak kadar pahali olmasi beklenmektedir. Bunun için önlem alinmazsa dünya çapinda bir ekonomik kriz olabilir. Ayni zamanda enerjiye talep de artacak ve 2040'ta dünya enerji tüketimi 30 trilyon watt'a çikacaktir.

Ucuz, tükenmez ve sinirsiz. Fosil yakiti kaynaklarinin yerini alacak yeni bir enerji kaynaginin bu özelliklere sahip olmasi gerekir. Bu amaçla füzyon (hidrojen atomlarinin birleserek helium'a dönüsmesi sirasinda ortaya çikan enerji), fisyon (uranyum ve plutonyum atomlarinin parçalanmasiyla açiga çikan enerji) ve günes enerjilerinin üzerinde yogun arastirmalar yapiliyor. Önümüzdeki yüzyilda rüzgar, kojenerasyon, jeotermal gibi alternatif enerji kaynaklariyla birlikte günes enerjisinin git gide daha fazla kullanilmasi beklenmektedir.

Bazi teknik sorunlarin giderilmesiyle otomobillerde hidrojenle oksijeni birlestirip su üreten “yakit hücreleri” kullanilabilir. Bunlarin hem verimi yüksektir, hem çevreyi kirletmez.

BÖLÜM 10

YILDIZLARA ULASMAK

 

“Dolarlari yok etmek için insanoglunun simdiye kadar gelistirdigi en etkin alet” olarak adlandirilan hantal, pahali ve isgörmez uzay mekiginin yerini alacak bir araç arayisinda olan NASA, onda bir maliyetli ve tekrar tekrar kullanilabilen “Venture Star”i yaratti. Bunun yaninda, New York'tan Tokyo'ya bir saatte ulasabilmesi dolayisiyla “Sark Ekspresi” adi verilen, normal bir jet gibi inip kalkacak fakat havada roket gibi sesin 2-3 kati hizla süzülecek bir araci devreye sokmak üzere. Firlatma maliyetlerini düsürecek bu hipersonik araçlarla uzaya ticari yolcu bile göndermek mümkün olabilecek.

Bu yeni kusak araçlar, malzeme teknolojisinde kaydedilen devrimlerle mümkün olmustur. Uzay mekiginin isi kalkanini olusturan seramik plakalarin yerini dayanikli, esnek, hafif reçineler almistir. Çelikten çok daha saglam fakat beste bir agirligindaki bu kompozitlerin otomobil ve trenlerde de kullanilmasi önerilmektedir.

2020'den sonra uzayda gezegenler arasi uzun yolculuklar yapacak, aydaki robot üssüne servis yapacak, asteroid kusaginin ve kuyrukluyildizlarin içine girecek, hatta Mars'taki insanli üsse hizmet edecek farkli tipte füzelere ihtiyaç duyulacak. Bunlari becerecek ucuz ve güvenilir ulasim araçlari çesitli roketlerin bir bilesimini kullanacak. Kimyasal roketlerle yerkürenin çekiminden kurtulduktan sonra iyon motorlariyla çok yüksek hizlara ulasip en uzak gezegenlere ve ötesine gidecekler. Yeni kusak hassas cihazlarla, baska yildizlarin simdiye kadar kesfedilemeyen yerküremiz kadar küçük gezegenleri kesfedilebilecek. Bu gezegenlerde evrenin en degerli maddesi olan sivi  su bulunabilir. “Evrensel çözücü” olarak ta adlandirilan su, karbonlu molekülleri çözüp yasami meydana getiren proteinleri ve nükleik asitleri olusturabilecek tek maddedir.

Bilim kurgularda sikça islenen uzay kolonilerinin gerçeklesmesi yakin zamanda mümkün görülmemektedir. Ancak eninde sonunda tükenecek olan yeryüzü dogal kaynaklarinin bir kismini temin etmek üzere yakin gezegenlere ve asteroidlere yolculuk yapilabilir. Bunlardan bir sonuç alinamazsa is, yakin yildizlarin gezegenlerine gitmeye kalir ki problemler de o noktada baslar.

Einstein'a göre hiçbir sey isiktan hizli gidemez. Oysa günes sistemimizin en uzak gezegeni bir isik günü mesafede oldugu halde, en yakin yildiz Alpha Centauri 4 isik yili, her gece gökyüzünde gördügümüz birçok yildiz da yüzlerce isik yili uzakliktadir. Bu da, isik hiziyla yol alinsa bile yakin yildizlara ulasmanin asirlar alacagi anlamina gelir.

Ancak bu gerçekler bilim adamlarini durdurmuyor. Zira günes sisteminin en fazla 5 milyar yil daha ömrü var. O vakte gelinceye kadar da kozmik çarpismalar, yeni buzul devirleri ve süpernova patlamalari gibi bir dizi felaket bizi bekliyor. O yüzden, Carl Sagan'in dedigi gibi, “insan yasami tek bir gezegene hapsedilemeyecek kadar degerlidir.” Veya Tsiokovski'nin dedigi gibi “Yerküre insanligin besigidir fakat insan sonsuza kadar besikte yasayamaz”. Tipki hayvan türlerinin dagilip farkli bölgelere göç ederek yasama sanslarini arttirdiklari gibi insanoglu da eninde sonunda baska dünyalara ulasmak zorundadir. 200 milyar yildizin bulundugu kendi galaksimiz Samanyolu'nda bile 10.000 adet kadar, yasamaya imkan verecek gezegen oldugu hesaplanmistir. Samanyolu'ndan baska trilyonlarca galaksi vardir. Ancak bunlarda yasayan olup olmadigini veya bunlara bizim gidip gidemeyecegimizi zaman gösterecektir. Üç asir önce Newton'un ne hissettigini bir düsünün. Aya ulasmak için hangi hizla siçramak gerektigini hesaplayabilmisti. Yer çekiminden kurtulma hizi olan bu hiz 40.000 km/saattir. Oysa 1600'lerde Newton'un elinde hangi tasitlar vardi? Atlar ve arabalar. Bugün baska yildizlarin gezegenlerine ulasmak için bizim elimizde ne var? Roketler ve uzay mekikleri: yani atlar ve arabalar. Ses hizina çok yakin, yakit olarak uzaydaki enerjiyi kullanan uzay tasitlari yapilabilirse, insanoglunun büyük rüyalarindan biri olan yildizlararasi yolculuk da gerçeklesebilir.

BÖLÜM 11

GEZEGEN UYGARLIGINA DOGRU

 

Geçmiste, barut, makine, buhar kuvveti, elektrik ve atom bombasi gibi bilimsel devrimler uygarligi kökten degistirdi. Bilimsel buluslar tam hiziyla devam ediyor: biyomoleküler devrim bize bütün canlilarin genetik yapisini verecek ve belki de yasamin koreografi olmamizi saglayacak. Bilgisayar devrimi neredeyse bedava ve sinirsiz hesaplama gücü verecek ve sonunda belki yapay zekaya ulasmamizi saglayacak. Quantum devrimi de yeni malzemeler, ham maddeler, yeni enerji kaynaklari ve belki de yeni madde biçimleri yaratma beceresi verecek.

Bu hizli gelismeye bakarak, önümüzdeki birkaç yüzyil sonra uygarligimiz nasil bir sey olacak?

Tabii ki kimsenin elinde uygarligimizin gelecegini görecek bir kristal küre yok. Ancak astrofizikçiler fizik kanunlarina dayanarak bizimkinden asirlar, hatta milenyumlar ötesinde hangi tip uygarliklar olabilecegini inceliyorlar.

Rus Astronom Nikolai Kardeshev uzayda, enerji kaynaklarini esas alan üç tür uygarlik oldugunu ileri sürmüstür. Tip I, Tip II, Tip III.

Bizimki gibi Tip 0 uygarliklar enerjiyi fosil yakitlardan saglar. Çevre kirliliginden veya nükleer savaslardan dolayi yok olup gitmezse eninde sonunda yasadigi gezegenin enerji kaynaklarini tüketir. Bu iki tehlikeden siyrilmayi becerebilmisse yasamin sirrini çözecek, yapay zekayi elde edecek düzeye gelir. Bu asamada Tip

I uygarliga geçer ve diger gezegenlere yolculuk yaparak onlardan enerji temin eder, iletisim kurar. Gezegen vatandasligi baslamis, kültürel ve ulusal sinirlar yikilmistir.

Tip II'de gezegenlerdeki enerji kaynaklari tükenmis, dogrudan günesten enerji kullanmaya baslamistir. Hava kosullarini manipüle etme, çevre kirliligini yok etme basarisi göstermistir.

Tip III'de yapay canli yaratilmis, uzayin derinliklerine arastirmalar için gönderilmistir. Uygun gezegenlerde koloniler kurulmus hatta Planck enerjisi bile denetim altina alinmistir. Gerçek bir galaktik uygarliga ulasilmistir.

Biz su anda Tip 0 uygarliktayiz. Irk, din, milliyetçilik ayrimlariyla derinden bölünmüs, durmadan didisen, kiskanç uluslar halinde yasiyoruz. Okyanuslardaki madenleri çikarmak, havayi, iklimi manipüle etmek bir yana, beslenme ve enerji gereksinimlerimizi bile karsilamaktan aciziz.

Günümüz dünyasi birbirine taban tabana zit iki egilim yasiyor: Hem etnik, dinsel veya ulusal köken dolayisiyla git gide parçalaniyor, hem de ekonomik, ticari, sinai kültürel gibi pek çok açidan sinirlarin hükmü kalmiyor.

Hangi egilimin galip gelecegini görmek için 100 yil sonrasina bakalim. Ekonomik büyüme ve sinailesme devam ettikçe artan gelir esit paylasilmasa bile dünyada bugünkü anlamda yoksul kalmayacaktir. Insanlar zenginlestikçe ve içinde yasadiklari sistemden elde ettikleri çikarlari arttikça milliyetçiligin ve bölücülügün atesledigi hirslar ve nefretler yavas yavas yumusayacaktir; zira insanlar karinlari tok ve hayatlarindan memnunlarsa, provokatörlerin ayrilikçilik ve bölücülük mesalesini ateslemesi zordur. Sakaci birinin dedigi gibi “sisman milliyetçi diye bir yaratik yoktur.”

Elbette her zaman oldugu gibi kendi etkinliklerini ve kudretlerini kiskançlikla, korumaya çalisan, dünyada Tip I uygarliga ulasmamizi saglayacak global egilimlere karsi koyan egemen elitler olacaktir. Ancak bilimsel devrimlerin getirdigi muazzam sosyal ve ekonomik güçler sayesinde bunlarin etkinligi git gide azalacaktir.

Öte yandan, çevre kirliligi gibi dünyamizi tehdit eden bir baska unsur nüfus patlamasidir. Her yil mevcut nüfusa 90 milyon kisi daha katiliyor. Bu artis besin kaynaklarina, eko sisteme ve biyolojik çesitlilige (canli türlerinin sayisi) büyük yük getiriyor. Mesele su: nüfus böyle artarken dünya, üzerinde yasayanlari besleyebilmeyi sürdürebilecek mi?

Birlesmis Milletler'in arastirmalarina göre su anda 6 milyar olan dünya nüfusu 22. yüzyilda 12 milyar dolayinda sabitlesecektir. Artisin durmasinin sebebi, sinailesmis bütün ülkelerin nüfusunun artik sabitlesmis, hatta bazilarinin eksiye geçmis olmasidir. Bütün ülkeler sinailesme asamasindayken tipta ve hijyendeki gelismeler sayesinde ölüm orani düseceginden önce hizli nüfus artisi yasar. Sinailesmesini tamamladiginda artis durur. Dünyada bu duruma gelmis 30 ülke (toplam 820 milyon nüfus) vardir. Biyolog Kates'in dedigi gibi, “En iyi dogum kontrol araci, kalkinmadir”.

Kültür de insanlik için hem bir armagan, hem bir lanet olmustur. Insanin var olusundan bu yana geçen milyonlarca yillik sürenin %99'u boyunca insanlar yaklasik 50 kisilik küçük, ilkel kabileler halinde yasadilar (arastirmalar, bir kabiledeki kisi sayisi 50'yi astiginda kabilenin yeni üyeleri besleyemedigini ve bölündügünü göstermektedir). Bu kabileleri bir arada tutan sey kültürdü: ayinler, adetler, dil. Kahramanlik öyküleri ve destanlar kusaktan kusaga aktarildi. Bu bize, bugünkü insanligin binlerce dil, din ve adetlerden olusan zengin mozaigini yaratti.

Fakat kültür ayni zamanda bir lanetti. Bu destanlarin çogu “biz”e karsi “onlar” kavramini yaratarak göçebe kültürler arasinda siddetli rekabet ve kabile savaslarina yol açti.

100.000 yil kadar önce modern homosapien'ler Afrika'da ortaya çiktiktan hemen sonra Büyük Diaspora basladi: küçük göçebe kabileler Afrika'nin disina yayildi. Önce Avrupa ve Ortadogu'ya, 50.000 yil kadar önce de Asya ve Kita Amerika'ya.

Fakat bu Büyük Diaspora'nin yarattigi genetik izolasyon yüzünden insanlik sert çevre kosullarinin etkisiyle bugün gördügümüz irklara ayrilmaya basladi. Böylece bu kabileler kültür yaninda irk olarak da ayrilmis oldu.

100.000 yildir ilk defa bilimsel devrimler sayesinde Büyük Diaspora'yi sürdüren güçler erimeye basladi. Büyük Diaspora'yi meydana getiren tarihi merkezkaç kuvvetler buharlasiyor. Gezegen çapinda uygarligin izlerini birkaç cephede görüyoruz: global ekonominin yükselisi, uluslarin çöküsü, uluslararasi orta tabakanin olusmasi, ortak global dilin yayilmasi ve gezegen kültürünün dogmasi.

Gezegen uygarliginin önündeki en büyük engel, kiskanç uluslarin elindeki siyasi güçtür. Içinde yasadigimiz ve önümüzdeki yüzyilin büyük bir kisminda uluslarin egemenligi devam edecektir. Fakat unuttugumuz nokta su ki uluslar tarih sahnesinde sanayi devrimi ve kapitalizmin dogusunu izleyen nispeten yeni bir olgudur.

Sanayi devriminden önce yönetim feodal prenslikler halindeydi. Alvin Toffler'in deyisiyle, “En güçlü imparatorlar bile aslinda yerel olarak yönetilen, küçük küçük toplumlarin olusturdugu bir yamali bohçayi yönetiyor görünüyorlardi”. Almanya, Italya bile ancak 19. yüzyilda ulus-devlet haline geldiler.

Ayni sekilde, Üçüncü Dünya uluslarinin ortaya çikmasi da çok yenidir. Bugün Orta Dogu ve Afrika'da bu kadar gerginlik ve kargasa çikmasinin önde gelen nedeni, Büyük Güçler, özellikle Ingiltere ve Fransa tarafindan sekillendirilmis olmalaridir. Büyük güçler dünyanin çesitli bölgelerini “böl ve yönet” stratejisine göre kesip biçerler, böylece Londra veya Paris'te oturduklari yerden buralara hükmederlerdi. Ne yazik ki, o zaman etnik gruplar arasindaki sürtüsmeyi arttirmak için özellikle çizilmis olan bu sinirlar simdi muazzam siyasi istikrarsizlik kaynagi teskil ediyorlar.

Fakat bütün ekonomik ve siyasi gözlemciler ulus devletin sonunun yaklasmakta oldugunu belirtiyorlar. “Ulus-devletler siyasi organizmalar olup, ekonomik kan damarlarinda sürekli kolesterol birikiyor. Zamanla damar sertligi baslayacak ve organizma canliligini yitirecek” diyorlar.

Bizi istikrara ve gezegen uygarligina dogru itekleyen bir baska güç de uluslararasi orta tabakanin dogusudur.

Tarih boyunca küçücük elit zümreler büyük halk kitlelerine hükmetmislerdir, hem de çogunluk zulümle. Egitim, bilgi, varlik ve askeri güç elitlerin elindeydi. Bunlar ellerindeki bu kudreti korumak için gezegen uygarligina karsi ne mümkünse yapacaklar, fakat gittikçe güçlenen uluslararasi orta sinif karsisinda fazla direnemeyeceklerdir.

Üçüncü Dünya ülkeleri Avrupa'dan 300 yil sonra var güçleriyle sinailesme çabasina girdiler. Nasil Avrupa'nin sinailesmesi monarsileri ve imparatorluklari yiktiysa Üçüncü Dünya ülkelerinin sinailesmesi de sosyal degisimin motoru olacak bir yeni orta tabaka yaratmaktadir.

Bütün diger tabakalar gibi bencil olan orta tabakanin istikrari korumada, uluslararasi ticaretin ve bilgi akisinin serbest olmasinda çikari vardir. Fakslarla, internetle, çanak antenlerle ve cep telefonlariyla silahlanmis orta tabaka büyük siyasi güç kazanmaktadir.

Bugün Dünya üzerinde, Büyük Diaspora'nin yarattigi bölünmeyi yansitan yaklasik 6000 dil konusuluyor. Ancak önümüzdeki yüzyilda %90'inin yok olarak 250-600'ünün yasayacagi tahmin ediliyor. Ingilizce simdiden bilim ve ticaretin baslica dili olmustur. En az 30 milyon bilgisayar kullanicisi da internet üzerinden ingilizce iletisim kuruyor. Bill Gates “Bilgi otoyolu sinirlari yikacak ve dünya kültürü yaratacak ya da en azindan kültürel etkinliklerin ve degerlerin paylasilmasini saglayacaktir” diyor. CNN gibi haber kanallari çanak antenler vasitasiyla dünyanin en ücra köselerine, hatta Iran gibi kati teokrasilere bile ulasabiliyor.

Gezegen kültürünün yayilmasindan herkes hoslanmayabilir ama gerçek budur ve Tip I uygarligina dogru ilerlememizi saglayacaktir.

BÖLÜM 12

UZAYIN VE ZAMANIN EFENDILERI

 

Bilimin gelecegi hakkindaki tahminlerimiz, evreni anlamamiza yardim edecek “uzay- zaman” iliskisini bilmeden dogru olamaz. Bu ikili hakkinda ögreneceklerimiz, kafamizi çok kurcalayan sorulara da cevap verebilir: uzay delinebilir mi? Zaman geriye döndürülebilir mi? Evren nasil dogdu, nasil ölecek? Insanligin nihai sonu ne olacak? Bunu çözmek için durmadan arastirmalar yapilmakta, teoriler ve modeller üretilmektedir.

Modern bilimin en büyük basarilarindan biri, doganin dört temel kuvvetini kesfetmektir: 1) Günes sistemini ve galaksiyi bir arada tutan yerçekimi kuvveti; 2) isik, radar, radyo, TV, mikrodalga v.s.yi içeren elektromanyetik kuvvet; 3) elementlerin radyoaktif parçalanmalarina yol açan zayif nükleer kuvvet ve 4) günesin, yildizlarin evrende isimalarini saglayan güçlü nükleer kuvvet.

Bu dört kuvvetten her birini tanimlayan denklemler alt alta tek bir sayfaya sigar. Hayrettir ki, temel düzeyde tüm fizik bilgisi bu tek sayfadan türetilebilir.

Fakat 2000 yillik bilimi taçlandiracak basari, bu dört kuvveti tek bir satirda özetleyecek bir “hersey teorisi” denklemi olacaktir. Einstein yasaminin son 30 yilini bu teoriyi aramakla geçirmis fakat sonuç alamamistir.

Hersey Teorisi fizikteki bütün kopuk uçlari baglayacak; evren degistirmek veya zamanda yolculuk mümkün mü, kara deliklerde ne oluyor, Big Bang nerden çikti gibi fizigin en zor sorularinin çözümlenmesine yardimci olacaktir. Steven Hawking'in deyisiyle bu teori bize “Tanri'nin zihnini okuma” imkani verecektir.

Gelecek üzerinde yorum yapmak, nihai gelecek, yani evrenin sonu üzerinde düsünmeden tam olamaz. Fizik yasalarina dayanarak 100 milyar kadar yil sonra olabilecekleri iki olasiliga indirgeyebiliriz: evrenin ölümü atesten mi olacak, buzdan mi?

Adina evren dedigimiz sabunköpügü, 15 milyar yildir genlesmekte. Bilim adamlari bu genlesmenin ne kadar süreceginden emin degil. Evrenin yogunlugu belli bir kritik noktanin üzerine çikarsa, kozmik genlesmeyi tersine döndürecek bir çekim yaratabilir. Bu büzüsme evrendeki isinin yükselmesine yol açar. Milyarlarca yil sonra okyanuslar kaynar, gezegenler erir, yildizlar ve galaksiler dev bir atom halinde sikisirlar. Bu senaryoda evren atesten ölür.

Öte yandan, yeterli madde olmazsa evren durmadan genlesir ve Termodinamik yasalarina göre git gide sogur. Bu senaryoda sicaklik mutlak sifira yaklasinca evren sonunda ölü yildizlar ve kara deliklerden ibaret kalir. Trilyonlarca yil sonra kara delikler bile buharlasip evren elektronlar ve nötrinolardan olusan bir gaz haline gelir ve buzdan ölür.

Her iki sekilde de evren ve onunla birlikte tüm canlilar ölecektir. Böyle bir son varolus saçmaligi (existential absurdity) gibi görünüyor: insanlar batakliktan çikip yildizlara ulasmak için milyonlarca yil ugrassinlar, sonra da evrenle birlikte bir çirpida ölsünler.

Fakat bu iç karartici resmin de bir gedigi var: uzaydaki uygarligin Tip IV'e ulasarak baska bir evrene geçebilecek beceriyi yakalamasi. Böyle olursa, Hersey Teorisi evrendeki yasamin kurtulusu olur.

SONUÇ

Isaac Newton sahilde yürüyüp deniz kabugu toplarken, önünde uzanan kesfedilmemis gerçekler okyanusunun böylesine harikalar içerdiginin farkinda degildi. Yasamin, atomun ve beynin sirlarinin bir gün bilim tarafindan çözülebilecegini düsünemiyordu bile.

O okyanusun sirlarinin çogu bugün sir olmaktan çikti. Bilimsel imkanlarin ve uygulamalarin okyanusu açildi önümüzde. Belki de yasadigimiz süre içinde çesitli bilimsel harikalara tanik olacagiz. Zira artik doganin dansinin pasif seyircileri degiliz; aktif koreograflar olma sürecindeyiz. Quantum, DNA ve bilgisayarin temel yasalari kesfedildi, simdi çok daha uzaklara, yildizlara götürecek yolculugun esigindeyiz. Zaman-Uzay iliskisini de bir kez kesfettik mi, zamanin ve uzayin efendileri olmamamiz için bir sebep kalmaz. Önümüzdeki tek engel dogal afet, savas veya çevre kirliligi yüzünden yok olup gitmektir. Bunu asabilirsek bizi gerçek gezegen toplumu haline getirecek Tip I uygarligina ulasabiliriz.


Benzer Kitaplar