ÖZGÜRLÜGÜN BAS DÖNMESI

ÖZGÜRLÜGÜN BAS DÖNMESI

Fevzi BOZKURT
Biyografi


Bu kitapta yazar psikiyatri biliminin kuramlarinin isiginda bir bütün olarak insani ele almaktadir. Insanin karmasik iç dünyasinin ancak farkli iç disiplinlerinin isbirligi ile bütüncül bir biçimde anlasilabilecegi öne sürülmektedir. Yazar varolusçu felsefeden kaos kuramina kadar olusan bir yelpazede insani ve psikolojisini irdelemektedir. Benlik kavramini ele alan yazar, çagimizin sorunlari özelinde postmodernite ve empati kavramlari üzerinde durmakta, psikoterapinin insan benligine olan etkilerini arastirmaktadir.
Ikinci bölümde küresellesme ve ruh sagligi iliskisi incelenmektedir. Küresellesmenin pisikolojik boyutlari tartisilmaktadir. Küresellesen dünya iyiye mi gidiyor kötüye mi sorusunu soran yazar, neyin iyi neyin kötü oldugunu bilmeden bu soruyu yanitlamanin olanaksiz oldugu, insanin kendisi için neyin iyi oldugu konusunda yanilabilen bir varlik oldugu kabul edilirse, sorunun yanitinin çogunlugun görüsüne basvurularak belirlenmesinin olanakli olmayacaginin görülecegini belirtmektedir. Sikintilari asarken baska temel bazi degerlerin yitiriliyor olabilecegini dile getiren yazar, yalnizca yüzeysel ekonomik ve sosyal göstergelere bakarak soruya yanit verilemeyecegi, çogumuzun tartismasiz bir deger olarak gördügü özgürlük de insanlarin üzerinde yanilamayacagi degerlerden biriymis gibi görünse de insanin özgür degilken kendisini özgür sanmasi olanakli midir yoksa bu konuda temelde insan yanilmaz mi? sorularini bize yönelterek, küresellesen dünyada bireyin yasadigi iç buhranlari ve benliginin geçirdigin dönüsümleri anlamak adina bizi düsünmeye sevk etmektedir. Psikolojik mekan olarak sralan kavraminin inceledigi bölümde yazar siber alani tanimlayarak ise baslamaktadir. Siberalanin zaman ve mekandan bagimsiz sanal bir ortam oldugu ve bireyin bu ortamdayken gerçek ve sanal ayrimini yapamayabildigi, bununda sosyal hayatta insanin basina büyük dertler açabildigine deginen yazar, internet üzerinde yasanan duygusal iliskilerin 21. Yüzyil toplumu açisindan büyük tehlike arz ettigini belirtmektedir.
Günlük hayatinda insanlarla diyalog kurmaktan uzak, çekingen içine kapanik bireylerin internet ortaminda bir süre sonra kendilerini farkli kimliklerle tanitmaya basladigi, sanal sohbet odalarinda arkadas edinenlerin çogunlukla olduklari gibi degil de olmak istedikleri gibi bir karakter çizdiklerini ifade etmektedir.
Kendini açma ve içini dökmenin online iliskilerin vazgeçilmez bir parçasi oldugu, insanlarin hattin diger ucunda birileri bunlari okuyacak oldugunda bir bilgisayara daha fazla açilabilecegi, bunun da internet iliskilerinin temelini olusturdugu, zaman zaman bilgisayardaki sanal kisiliklerin yan odada oturan gerçek kisilikten daha samimi gelebilecegine dikkat çekmektedir.
Yazar sanal alemde insanlarin kendilerini daha rahat ifade edebilmelerini internet üzerinden iletisimin kelimelere dayali olusuna baglamaktadir. Sadece bir klavyenin tuslarina dokunularak karsi tarafa daha fazla sey açiklanabilecegi, duygularin belli edilebilecegi ya da karsinizdaki insanin cazibesine kapilabilecegi, klavyede bireyin yalnizca kendisinin ve kendisinin kelime ve duygularina odaklanildigi, nasil görünüldügü, ne giyinildigi ya da fazla kilolarin bir önemi kalmadigini anlatan yazara göre sanal iletisimin en büyük riski insanlarin iletisim kurmak için kendilerini baska kimlikle tanitmalaridir. Bireylerin çok fazla açilabilecegi, gerçekçi olmayan biçimlerde idealize edip düs kurabilecekleri, oyun oynama, kandirma, cinsiyet degistirme gibi durumlarin internet ortamini iliski kurmak için nisbeten tehlikeli bir yer haline getirdigi, hiç yoksa baslatilan bir iliskinin yoktan yere buharlasma riskinin bulundugu anlatilmaktadir.
“Anksiyete: Özgürlügün Bas Dönmesi” isimli kitaba adini da veren bölümde ise yazar, anksiyete ve özgürlük kavramlari arasindaki iliskiyi varolusçu felsefe temelinde irdelemistir. Anksiyete kavramina genis bir yer ayrilmistir.
Anksiyeteyi kaygi, kiside her an kötü bir sey olacakmis hissi, örnegin her an kötü bir haber alacagi ya da kendisinin yahut yakinlarinin basina kötü bir sey gelecegi endisesi ile giden bir bunalti duygusu olarak tanimlayan yazar, kisinin siklikla günlük olaylar karsisinda beklenenin üstünde yüksek bir kaygi düzeyi yasadigi, zihninin çogunlukla felaket senaryolari ile dolu oldugu, olaylar karsisinda hafif bir tedirginlik duygusundan panik derecesine kadar degisik yogunluklarda kaygi yasanabildigini söylemektedir.
Yazar aslinda kayginin günlük hadiselerde herkesin karsilastigi bir ruh hali oldugu ve asiri boyutlara ulasmadikça bir tesvik araci olarak insanlara yardimci olsa da kisinin günlük aktivitelerini aksatacak hale gelerek basli basina bir problem meydana getirdiginde artik hastalik adini aldigi ve tedavi edilmesi gerektigini vurgulamaktadir.
Kaygi düzeyi yüksek kisilerin huzursuzluk ve kaygi hissinin yani sira sürekli gerilim tipi bas agrilari, yaygin vücut agrilari, bulanti, midede siskinlik gibi sikâyetler çekmelerine dikkat çeken yazar, bu nedenle hastalarin bir kismi öncelikle psikiyatrist disindaki hekimlere basvurduklarini belirtmektedir.
Yaygin anksiyete bozuklugu tedavi edilmedigi takdirde yillarca sürerek, kiside önemli bir yeti yitimine yol açtigi, ileri dönemlerde hastalarda mevcut rahatsizliklarina ikincil olarak depresyon gelisebildigi, hastalarin huzursuzluk ve sikintilari için kisa süreli rahatlatici etkilere sahip oldugundan alkol kullanmaya baslayabildigi veya kullandiklari alkol miktarini artirabildigi, bu sebeplerle hastaligin daha baslangiçta tedavi edilmesinin büyük önem tasidigini hatirlatmaktadir.
Insan ve zaman iliskisine de deginin yazar zamanin gizli bir nehir gibi akip gittigi, kullanmadigimiz takdirde zamanin bizi alip götürdügü, zamanin bizi kullandigi, insanoglunun üç seyin kiymetini bilmek zorunda oldugu, bunlarin zaman saglik ve vazife oldugu ifade edilmektedir. , Verimli vakitleri önemli islerimizde kullandigimiz takdirde zamani iyi bir sekilde degerlendirdigimiz anlamina geldigine temas eden yazar, Pareto ilkesine göre vaktimizin yüzde seksenini islerimizin yüzde yirmisine ayirdigimizi, eger bu yüzde yirmilik dilimi gerçekten verimli kullanirsak basarili bir planlama anlamina gelecegi, aksi halde vaktimizin çogunu verimsiz ise ayirmis oldugumuzu söyleyebilecegimizi belirtmektedir.
Ruhsal Hastaliga yönelik tutumlar bölümünde ise yazar tarafindan stigma kavrami açiklanmaya çalisilmistir. Damga, delik, delmek, yara, iz anlamina gelse de günümüzde daha çok kara leke anlaminda kullanilan “Stigma”nin, bu anlamda ortaçagda suçlu kisilerin suçlulugun göstergesi olarak kizgin demirle daglanmalarindan sonra kullanilmaya baslamistir. Damgalamanin ise kisinin içinde yasadigi toplumun normal saydigi degerlerin disinda sayilmasi nedeniyle, toplumu olusturan diger bireyler tarafindan, kisiye sayginligini azaltici bir atifta bulunulmasidir. Damgalanan kisiye damgalama nedeniyle gerçege dayanmaksizin adini kötüye çikaran utanç verici bir özellik yüklenmektedir. Damgalamanin hayat buldugu zemin önyargidir.  Damgalama kisilerarasi iliskilerde ayrimcilik ya da kabul edilmezlik boyutunda yasanmaktadir. Ayrimcilik toplumdaki kisi ya da gruplarin digerlerini damga ve önyargi nedeniyle bazi hak ve menfaatlerden yoksun birakmasidir. Böylece damga, bazen en az hastaligin kendisi kadar tehlikeli olmaktadir.
Damgalamayla mücadele etmek ve ruh saglina olan olumsuz etkilerini silebilmek adina yazar, multidisipliner biçimde ruh sagligini gelistirmek ve hastaliklari önlemek, belirtileri kontrol altina alan ve yan etkileri azaltan tedavi stratejilerinin kullanimini arttirmak, ruh sagligi bakim hizmetlerinden yararlanmayi gelistirerek ihtiyaci olanlarin bakim almasini saglamak, ruh saglinin planlama, uygulama ve degerlendirilmesinde toplum katilimini desteklemek, ruh sagligi, risk faktörleri, stresle mücadele ve saglikli çevre yaratma konularinda halki ve politikacilari etkilemek, toplumun davranislarini egitim yoluyla degistirmek, kamu politikalarini ve yasalari damgalamayi azaltacak ve ruhsal hastaliklara yasal koruma olanaklarini arttiracak yönde degistirme ve buna bagli olarak Ruh Sagligi Yasasi’ni çikarmak, Ülkemizdeki tip ve hemsirelik egitimini tekrar gözden geçirerek, psikiyatri egitim programlarina bilgi, inanç, tutum ve davranis degistirmeye yönelik özel egitim programlarini eklemeyi önermektedir.
Her seye karsin hastalarin damgalanmasi ve dislanmasinin tamamen yok edilmesinin çok da gerçekçi bir yaklasim olmadigina deginen yazar, yanlis inanç ve yargilarin degistirilmesi gerektigini vurgulamaktad
Son bölümde ise kaos ve psikiyatri arasindaki iliskiyi izah etmeye çalismaktadir. Kaosun dogrusal olmayan dinamigin önemli ilklerinden biri oldugu, kaos kuramiyla birlikte bazi dogan sistemlerin yapi ve islevlerinin daha iyi açiklanabildigi, kaosun ayni zamanda hem düzeni hem de belirsizligi içerdigi için karmasik ve dinamik sistemlerin incelenmesinde elverisli bir yöntem olarak ele alindigina dikkat çekilerek, kaosun psikoloji, psikiyatri ve psikoterapi alanlarinda da bir açiklama modeli ya da metafor olarak kullanilabilecegi öne sürülmektedir.
Kaotik sistemlerin; baslangiç durumuna duyarli baglilik, önden kestirilemezlik, kendiligindenlik, kendini yapilandirabilme ve küçük girdilerin kendileriyle dogru orantili olmayan büyük çiktilara yol açabilmesi gibi özellikleriyle psikoterapi sürecini açiklayan bir metafor olabilecegi tartisilmaktadir. Yazar, ayica sizofreni ya da iki uçlu duygulanim bozuklugu gibi hastaliklarin gidisi, dogrusal olmayan dinamigin yöntemleriyle incelendiginde bulgularin kaotik bir biçimde gelistigi ancak bu kaosun içinde bir düzen oldugunun görüldügüne vurgu yaparak, bu yaklasimin gerek etiyoloji forumulasyonunda gerekse tedavide yeni bir anlayis getirdigine parmak basmaktadir.
Yazar kaos kuraminin psikiyatrinin çesitli alanlarindan saglanan bilgileri birlestirebilecek yeni ve bütüncül bir anlayis getiremedigi elestirisini getirerek kitabi sonlandirmaktadir.
ADI                               : ÖZGÜRLÜGÜN BAS DÖNMESI
YAZARI                        : Kemal SAYAR
BASIMEVI                    : Timas
BASIM TARIHI             : 2013 /161 Sayfa

Benzer Kitaplar