ÇIN'IN IKINCI VATANI: AFRIKA Bir Milyon Göçmenin Afrikada Yeni Bir Imparatorluk Kurma Hikayesi

ÇIN'IN IKINCI VATANI: AFRIKA Bir Milyon Göçmenin Afrikada Yeni Bir Imparatorluk Kurma Hikayesi

Fevzi BOZKURT
Politika


 
YAZAR HAKKINDA:
Howard W. French, Washington Post ve New York Times için Afrika hakkinda yazilar kaleme aldi. Times’in Güney Amerika, Bati ve Orta Afrika, Japonya ve Çin Bürolarinda Seflik Görevi üstlendi. Halen Columbia Üniversitesi, Gazetecilik Bölümünde ders vermektedir. Yazar ve eserleri hakkinda daha fazla bilgi için: www.howardwfrench.com
 
 
Çin, 1970’lerin sonuna dogru dünyaya açilmaya basladiginda zamanlama mükemmeldi.  Çin halki sadece akilli politikalardan faydalanmakla kalmadi. Takip eden yillarda tanik  oldugumuz esi benzeri görülmemis küresellesme furyasinin meydana getirdigi ekonomik degisimden Çin kadar yararlanan baska bir ülke daha olmadi. On yildan kisa bir sürede Çin, ihraç edecegi fazla bir ürünü olmayan fakir bir ülkeden dünyanin üretim merkezine dönüstü. Bu  degisim her ne kadar Çin için muhtesem olsa da, küresellesmeyi halen, basta ABD, Bati Avrupa  ve Japonya olmak üzere baska oyuncular sekillendiriyordu. Zengin dünyanin lokomotifleri ellerindeki sermaye fazlasini akitacak yerler bulmayi; ayni zamanda sirketleri için ucuz isgücünden faydalanarak Batili tüketicilere ürünleri daha az maliyetle ulastirmayi hedefliyordu. Her iki nedenden ötürü, Çin, süphesiz en iyi seçenekti.
Modern küresellesmenin ilk dalgasi çoktan zirve yapti. Su anda daha yeni ve büyük olasilikla daha büyük sonuçlar doguracak ikinci bir dalga geliyor. Bu yeni dönemde Çin sadece bir araç olmaktan öteye gidip, kendi çapinda giderek etkisini arttirarak degisim yaratan bir aktör olma yolunda ilerlemeye basladi. Çin günümüzde dünyanin birçok kösesinde ekonomik degisimin en önemli unsurlarindan biri haline gelmis durumda. Çin menseli bankalar, insaat sirketleri ve diger baska girisimler bugünlerde parasini akitacak, mallarini satacak is alanlari ve pazarlar bulmak; ülkenin olaganüstü hizli büyümesini garanti edecek hammaddeleri elde edebilmek için dünyanin dört bir kösesini arsinlamakta. Bunu yaparken de oyunun kurallarini koymakta ve küresellesmeyi kendi durusuyla örtüsecek sekilde yeniden kurgulamakta. Bugüne kadar ABD ve Avrupa’nin Üçüncü Dünya ülkeleri üzerinde herhangi bir muhalefetle karsilasmadan sürdürdügü himayesinin devami için izledigi yollari, uyguladigi adimlari yeniden yazmakta.
Pekin yönetimi, bunu basarabilmek için modern bir takas sistemi devreye soktu. Modele göre, gelisen ülkeler demiryolu, otoyol ve havalimani gibi büyük altyapi projelerinin bedelini uzun vadeli teminatlari olan hidrokarbon ve maden tedarik anlasmalari ile ödüyor; böylelikle Çinli sirketlerin çok büyük ihaleleri alabilmesinin önü açiliyor. Baska anlasmalar kapsaminda Çin Ihracat-Ithalat Bankasi ve devlet kontrolündeki benzer büyük bankalar isbirligine giderek Çin sirketleri, Çin mallari ve Çin isçilerin tercih edilmesi karsiliginda çok cazip proje finansman teklifleri sunmakta. Bu tür gelismeler, artik dünyada en çok Afrika kitasinda meydana gelmekte. Çünkü Soguk Savasla birlikte Afrika’nin Bati tarafindan ikinci plana atildigini gören Pekin yönetimi, kitayi Çinli sirketlerin uluslararasi islere açilmasi için en uygun zemin olarak belirledi. Elbette Afrika’nin sahip oldugu henüz ellenmemis sayilabilecek büyük hammadde kaynaklarinin bu kararda önemli oldugu yadsinamaz zira Çin’in akillara durgunluk veren ekonomik büyümesi ve ulusal düzeydeki yeniden yapilanmasi buna son derece bagli.
Tüm bu unsurlar Afrika’yi Pekin’in gündeminde bas siralara koymaya yetti. Bu kapsamda Çin’in yeni lideri Xi Jinping’in ilk yurtdisi gezisini Afrika kitasina yapmasina ve üst düzey yetkililerin ziyaretleri sik ve iliskileri siki tutmasina sasirmamak gerek. Örnegin ABD’nin bu süreçte Afrika’yi disisleri bakani seviyesinde bile çok nadiren ziyaret etmesi ilginç bir tezat. Çin’in gösterdigi yakin ilgi (Afrikali liderlerin deyimiyle ?yapici iliskiler?) ile Pekin yönetiminin resmi düzeydeki cömertligi fazlasiyla sonuç getiriyor. Çin’in Afrika ile olan ticaret hacmi yüzyilin basindan bu yana 20 kat artarak 2012’de 200 milyar dolar seviyesine ulasti. Böylece kitanin hem ABD, hem de herhangi bir Avrupa ülkesiyle olan ticaretini geride birakti. Günümüzde Çin insaat sektörünün sadece Afrika’daki faaliyetlerinden elde ettigi gelir ise tahminen yurtdisindaki  toplam kazancinin 1/3’üne karsilik geliyor.
Bu ve benzeri gelismeler son zamanlarda hararetli tartismalari da beraberinde getirdi: Çin’in kitayla giderek gelistirdigi iliskileri Afrika’nin yeniden yapilanmasina ve sonuçta refaha kavusmasina katki saglayacak mi yoksa tüm bunlar acimasiz bir yeniden-sömürgelestirme planinin parçasi mi? Bir tarafta Çin’in atesli savunuculari, bir tarafta da ülkeye ve niyetlerine karsi duyulan derin süphe varken, bu tartismalarin çogu zaman önceden kararlastirilmis sonuçlari oldugu izlenimine kapilmak mümkün.
Çin’in Afrika ile olan iliskisinde en önemli ve belki de en öngörülemeyen unsurlarindan  biri tartisma ortamlarinda gözden kaçiyor nedense. Ister göçmen ister uzun dönemli misafir olsun, Afrika’nin en ücra köselerine dahi Çin’den insan akin ediyor. Tahminlere göre    geçtigimiz on yilda yaklasik 1 milyon Çinli Afrika’ya yerlesti ve bu süre zarfinda akla gelecek her türlü is koluna el attilar: Çiftçiler, küçük - orta ölçekli fabrikatörler, tüccarlar, doktorlar, ögretmenler, kaçakçilar, fahiseler ve daha niceleri...
Bu sarsici gelisme, Çin’in Afrika’da filizlenen varliginin milyonlarca insanin gelecegini sekillendiriyor, kitayi jeopolitik açidan yeniden biçimlendiriyor. Çin-Afrika iliskilerinin bilinmeyenlerine açiklik getirmek adina konunun derinlemesine incelenmesi Çin’in bu kültürel ve ekonomik istilasinin nedenlerine, Afrika’nin denklemdeki rolüne ve tüm dünya için de dallanip budaklanarak yol açacagi sonuçlara isik tutabilir.
Peki Çinli göçmenler Afrika’ya kalici olarak mi gelmisti? Afrika ülkelerindeki ekonomileri ne ölçüde degistirebileceklerdi? Yerel halkla entegre olmak konusunda ne kadar istekliydiler? Büyüyen göçmen nüfusu kitada baska neleri degistirecekti?
Hepimizin bildigi gibi devletler her zaman plan yapar. Çin ve Afrika ülkeleri de istisna degil. Pekin yönetiminin verdigi krediler ve devlet sermayeli dev sirketlerce tamamlanan mega- projeler, Çin’in Afrika’yla gelistirmekte oldugu iliskilerle ilgili mansetlere konu oluyor. Ancak geçmis örneklerden bildigimiz gibi gerçeklik çogu zaman sayisiz küçük aktörün basarilariyla sekilleniyor. Bu kapsamda Çin’den Afrika’ya yerlesen her göçmen bu önemli ve yeni iliskiyi sekillendirmeye yardimci olan bir mimar adeta. Bunu kismen anavatanlariyla yakin baglantilar kurarak, kismen de gayri resmi yollarla ve hatta bazen kayit dissekilde mal, ürün ve sermaye aktarimiyla beceriyorlar.
Afrika’ya Çinli göçmen akinini baslatan ana nedenlerden biri de kulaktan kulaga yayilan söylentiler. Kitanin sundugu sinirsiz sayilabilecek firsatlarla ilgili haberler Çin’in en ücra  yerlerine bile ulasmis durumda. Böyle bakildiginda Afrika’ya ayak basan her Çinli zincirleme göç diyebilecegimiz bir fenomenin tetikleyicisi durumunda, zira o bireyin akraba ve arkadaslari da çogu zaman pesinden geliyor. Yeni gelenlerin davranislari, Afrikalilarla kurduklari iliskiler, çalisma sekilleri ve is ahlaklari, yerel kanunlara, gelenek ve göreneklere, çevreye ve her seyden öte oranin insanlarina gösterdikleri sayginin derecesi Çin’in imajini belirliyor. Daha önemlisi, Çin’in kitayla olan genel iliskisini Pekin yönetiminin dikkatle planlayacagi her türlü eylemden daha fazla sekillendirecegi kesin.
Herkesin bildigi gibi Çin dünyanin en hizli büyüyen büyük ekonomisi. Son 20 yillik süreçte yillik bazda ortalama %10,2’lik bir büyüme kaydederek küresel büyümenin %40’ini olusturdu. Geçtigimiz 30 yilda ekonomik açidan olaganüstü bir büyüme yasayan Çin’de GSMH on katina  çikti. Ancak bu büyümeyle birlikte kiyasiya rekabet ortamina ve günlük stresin yogunluguna katlanamayan çok sayida Çinli çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. Afrika’ya yeni yerlesen Çinliler anavatanlariyla ilgili beklentilerini, sorunlarini ve basarisizliklarini çekinmeden dile getirebiliyor. Buna karsilik, Afrika’nin inanilmaz derecede özgür ve firsatlarla dolu oldugu görüsündeler. Ayrilana kadar ülkelerinin ne kadar baskici oldugunun farkinda olmadiklarini ancak Afrika’ya yerlestikten sonra nefes alabildiklerini itiraf edenlerin sayisi az degil. Çin’in sikis tepis, haset ve asiri rekabetçi ortamindan çok farkli oldugunu düsündükleri kitada birçok Çinliye göre yolsuzluk da çok daha az.
Çogu zaman gözden kaçmasina ragmen, son zamanlarda Afrika inanilmaz bir büyüme yasamaya basladi. IMF’ye göre 2013-2017 döneminde en hizli büyümesi beklenen 20 ülkeden 10’u Sahra-Alti Afrika’da yer aliyor. Afrika’nin tarihsel olarak bir yol ayriminda oldugu söylenebilir. Nüfus özellikleri, egitim ve iletisim teknolojileri gibi unsurlarin birlesimi, birçok Afrika ülkesinin fakirlik ve geri kalmisliktan kurtularak orta gelirli ülkeler düzeyine ulasmasini saglayacak olanaklar sunuyor. Geçtigimiz on yilda Afrika’da yasanan genel büyüme orani neredeyse Asya’ya yetisti. Üstelik yeni verilere bakacak olursak kisa süre sonra küresel anlamda liderligi elde edecek gibi görünüyor. 1 milyarlik Afrika nüfusunun 2050’ye kadar 2 milyar insana ulasacagi öngörülüyor. Yüzyil sonuna gelindiginde ise bu rakamin 3.5 milyara dayanmis olmasi bekleniyor. Bu, kita nüfusunun Çin ve Hindistan’in toplamindan daha kalabalik olacagi anlamina geliyor.
Büyüme ve gelisme elbette ki ayni sey degil. Sadece en etkin ve adil sekilde yönetilebilen ülkeler ellerindeki hammadde ve yeralti kaynaklariyla genç nüfuslarini dogru degerlendirerek refah düzeylerini arttirabilir. Büyüme zamanlarinda hükümetlerin kisa vadede kasalari doldurup kisa sürede heba etmeleri çok olasi. Üstelik Afrika’daki pek çok ülke genellikle baskanlik sistemiyle yönetildigi için halkinin çikarini gütmeyen bu yönetimler kisa vadeli kazançlar ugruna madenlerini, topraklarini peskes çekmeye devam etmekte. Vizyonu olmayan açgözlü politikacilarin kendi nüfuslarini egitip is sahibi yapmak yerine yeni sehirler ve satafatli saraylarin insasi gibi prestij projelerine para akitmalari, asiri harcama yapmalari ve elde ettikleri haksiz kazançlari yurtdisindaki banka hesaplarina hortumlamalari sasirtici olmaz. Böylesi ülkelerin nüfusu arttikça sehirleri fazla kalabaliklasacak; istikrarsizlasan yönetimleri kronik sorunlarla mücadele ederken yeralti kaynaklari tükenecek ve çevre geri dönüsü olmayan bir sekilde zarar görecektir. Kitadaki nüfusun doruga ulastigi ve dünyanin birçok yerinde halihazirda bilinen petrol ve maden rezervlerinin tükenecegi 2050’ler Afrika için yeni bir dönüm noktasi olacak. Afrika’nin bazi yerleri için kitanin Çinliler tarafindan yeniden kesfi, Çin’in dogru zamanlamasini bir kez  daha teyit edecek. Bu doyumsuz dev is ortaginin artan talepleri ve buradan gelecek yatirim fazlasi büyümeyi sürekli kilacak ve yegane firsatlar yaratacak. Daha bahtsizlar içinse Çin ve doyumsuz istahi öngörülebilen bir çöküsü tetikleyecek.
Çogumuz farkinda olmasak da, geride kalan on senelik süreçte Afrika’ya büyük yatirimlar yapan Çin yönetimi, bir bakima Bati’nin kita üzerinde asirlardir süren hakimiyetini belirgin biçimde sonlandirdi. Bunun kökleri aslinda biraz daha geriye gidiyor. Belki de dönüm noktasi olarak 1996’da Çin devlet baskani Jiang Zemin’in 6 Afrika ülkesini ziyaret etmesi sayilabilir. Etiyopya’nin baskentinde bulunan Afrika Birligi merkezinde yaptigi konusmasinda Zemin, Çin- Afrika Isbirligi Forumu’nun (FOCAC) kurulmasini teklif etmisti. Bu, tarihi gelismelerin ilk önemli adimi olarak kayda geçti. Zemin Çin’e döndükten sonra is dünyasina hitaben yaptigi ilk konusmada Çin sirketlerinin yeni is kollari gelistirmek üzere yurtdisina açilmalari gerektigi konusunda açik bir çagri yapti. Daha önce hiçbir Çinli lider böyle bir istekte bulunmamisti ve ana hedef en basindan Afrika olarak gösterilmisti. Zemin’in önayak oldugu forum, Pekin’de 53 Afrika liderinin katilimiyla ilk defa 2002’de gerçeklesti. Zirvede Çin yönetimi kitaya aktardigi kalkinma yardimlarini iki katina çikarmayi, 5 milyar dolarlik bir Afrika kalkinma fonu olusturmayi, mevcut borçlarin tamamini silmeyi, Etiyopya’da yeni bir Afrika Birligi genel merkezi insa etmeyi, kita genelinde 5 adet ?ticaret ve isbirligi? bölgesi kurmayi, 30 yeni hastane, kirsal bölgelerde 100 yeni okul insa etmeyi ve 15 bin Afrikali profesyoneli egitmeyi taahhüt etti.

Resim 1: Afrika Kitasi
 
2013’e gelindiginde Pekin’in Afrika projesi artik iyice yol almisti. Derecelendirme kurulusFitch’e göre Çin Ihracat-Ithalat Bankasinin 2001-2010 döneminde Afrika ülkelerine olan yatirimi 62,7 milyar dolar seviyesinde gerçeklesti. AidData adli arastirma grubuna göre ayni dönemde Çin’in tahmini taahhütleri 74,1 milyar dolara ve tamamlamis oldugu projelerin toplam tutari 48,6 milyar dolara ulasti. Fakat tüm bunlar olurken, belki de en ince detayina kadar düsünülmüs devlet planlarinin da süzgecinden kaçan tarihi baska bir gelisme yasaniyordu. Yine 2001-2010 döneminde münferit olarak hareket eden bir milyona yakin Çinli kendilerine yeni bir gelecek yaratma umuduyla Çin’den kendi istekleriyle ayrilip Afrika’ya yerlesti. Çin’de gündelik hayatin kaçinilmaz bir parçasi haline gelen yolsuzluk, ülkenin her yerinde kronik seviyelere ulasmis çevre kirliligi ve bununla baglantili saglik sorunlari endisesi, inanç ve ifade özgürlügü alanindaki baskilar, Çinlilerin baska yerlerde hayat kurma isteklerini körükleyen temel unsurlar. Nüfus yogunlugu nedeniyle yasam alaninin neredeyse kalmamis olmasi da cabasi.
Çin’in Afrika’daki imajini ve kitayla olan baglarini sekillendiren de Çinli göçmenlerin is yapma tarzi, yatirim egilimleri, genel tutum ve davranislariyla yerel insanlarla kurduklari iliskilerdir. Yeni gelenler arttikça husumet de kaçinilmaz oluyor elbette. Senegal, Namibya, Malavi ve Tanzanya’da yerel tüccarlar ülkelerine gelip islerine çomak sokan Çinlilerden sikayet ediyor. Altin rezervi açisindan zengin Gana’da yetkililer verimli topraklari ele geçiren, çevreyi yagmalayan, ormanlari kesen ve su yollarina civa döken Çinli kaçak madencilerle ugrasiyor. Çinlilerin mevcut tüm is kollarina kisa sürede sirayet ederek yerlilerin islerini alt üst ettigi Zambiya’da ise Çinli göçmen dalgasi çoktan ulusal seçimlere malzeme oldu.
Takip eden sayfalarda Çinlilerin Afrika’nin çesitli ülkelerinde faaliyetlerine dair örneklere, farkli yerlerin ortak sorunlara, göçmenlerin kisisel hikayelerine, yerel halka olan iliskilerine ve karsilasilan zorluklarin üstesinden gelmek için bulunan çözümlere yer verilecek; bu baglamda gelecekle ilgili sorulmasi gereken sorulara deginilecektir.
 
 
MOZAMBIK     
 
Afrika’nin sundugu firsatlar kulaktan kulaga yayilip çok sayida Çinlinin pilini pirtisini toplayip kitaya tasinmasina neden oldu. Bu akinda dünyadaki tarima elverisli arazilerin %60’inin Afrika’da bulunduguna dair tehlikeli yanilginin payi da büyük. Göz alabildigine uzanan yemyesil kirlarin, kendi ülkelerinde dip dibe yasamaktan bikmis, çabucak kalkinabilecekleri yeni yerler arayan Çinli maceraperestleri çekmesini anlamak zor degil. Kitanin topraklarinin islenmemis ve bombos görünmesinin sebepleri arasinda bereketinin artmasi için tarlalarin uzun sürelerle nadasa birakilmasini gerektiren geleneksel çiftçilik yöntemleri ve toprak mülkiyetinin kolektif olmasi sayilabilir. Yakin zamana dek tarim arazilerinin kontrolü, yerel kabile reislerinin veya krallarin elindeydi. Ancak bolluk inancinin yanilgi olmasinin nedeni ne bu saydiklarimiz ne de kitanin geçmisi. Her sey Afrika’nin gelecegine bagli, çünkü kitanin hizla artan nüfusu sayesinde henüz islenmemis veya sahipsiz duran tarim arazilerinin yogun talep görecegi kesin. Ezelden beri dünyanin en fakir 10 ülkesi arasina giren Mozambik kiyilari Afrika’nin en yogun ormanlarina, el degmemis kumsallarina sahip. Bu dogal güzelliklere ek olarak 2012’de kömür madenleri ve denizalti dogalgaz kaynaklari kesfedilmesiyle ülke sadece Çinliler için degil Bangladesliler, Endonezyalilar ve elbette Portekizliler için çok cazip bir hale geldi.
Kitaya ayak basan pek çok Çinli gibi daha iyi bir gelecek umuduyla ülkesini terk etmis  olan Hao Sengli, Mozambik’in baskenti Maputo’nun kuzeyinde kalan kirsal bir bölgede tarim yapmak amaciyla büyük araziler kiralamis ellili yaslarda bir isadami. Çin’de bas gösteren arazi sikintisi Hao’nun yolunu Kaliforniya eyaletinin yaklasik iki kati büyüklügünde, verimli tarim arazilerine sahip Mozambik’e düsürmüs. Artik Mozambik’in her kasabasinda hatta köyünde  Çinliye rastlamak mümkün. Üstelik çogu Mozambik’e Hao’nun memleketi Fuji’den gelmis. Hao çay, seker, tütün ve stevya (sekerotu) gibi getirisi yüksek tarim ürünleri yetistirmek hayaliyle buralara gelip toprak kiralamis. Çiftçilik hakkinda hiç deneyimi olmamasi ve hayalini tamamen yabancisi oldugu bir yerde gerçeklestirme düsüncesi onu hiç korkutmamis. Dedigine göre, Çinli bürokratlar yerli halkla iletisim kurmayi beceremedigi için dünyanin en fakir 10 ülkesinden biri olan Mozambik’te anavataninin el attigi 60 milyon dolarlik stadyumlar gibi prestij projeleri basarisiz oluyor. Yerli halkin pazar kapasitesinin yetersizliginden, baslarinda durmazsan asla çalismadiklarindan yakiniyor. “Çok gururlular, küçük düsmekten çok çekiniyorlar” seklindeki yorumu genel olarak göçmen Çinlilerin yerli halka karsi duyduklari en temel ve kayitsiz irkçiligi özetliyor.
Çinli isadami Sengli “Insanin çocuklarina birakabilecegi en iyi sey para degil, tecrübe ve imkanlardir” diye konusmasina devam ediyor. Çin’deki ogullarini okuldan alip, Mozambik’e getirmeyi planliyor. Mozambikli genç kadinlarla evlendirip melez torunlari sayesinde artik yabanci muamelesi görmeyeceklerinden ve topraklarin da aile içinde kalacagindan bahsediyor. Çocuklarina okulu biraktirmak, egitime çok önem veren Çin kültürü kaliplarina ters düsgü için hayatlarini kazanmak için ne yapacaklar diye sormadan edemiyorum. “Kimya, fizik, matematik bilmelerine gerek yok Ingilizce ögrensinler yeter. Dis ticarete odaklanmalilar, gümrük memurlariyla nasil bas edeceklerini ve hesap makinesi kullanmayi bildikleri sürece is yapip para kazanirlar” diye yanitliyor. “Üstelik Mozambik’te es bulup evlenmek çok kolay. Seçtigin kadinin babasina hediye olarak biraz para, bir miktar kumas ve biraz da alkol götür, tamam. Yaklasik 12 dolara kadin satin alabilirsin.” Mozambikli kadinlarla seks yapmanin da degisik ve tuhaf oldugunu söylüyor. “Çinli kadinlara sarilip oksaman, önce havaya sokman gerekir, Mozambiklilerle ise hemen sevismeye baslayabilirsin.”
Hao Sengli uykuya dalinca dikkatimi soförüne yöneltiyorum. Maputo’nun yerlisi olan John ile ülkesinin tarihiyle ilgili konusmaya basliyoruz. “1930’larda sömürgeciler bizi  zorla çalistirdilar. Kendi ülkemizde onlarin kölesiydik. Halkimizin hiçbir hakki yoktu. Her sey onlarin merhametine kalmisti.” Eskiden Portekiz sömürgesi olan ülkenin uzun süren kurtulus savasinda stratejik açidan çok önemli bir hat olan Limpopo Nehri üzerinden geçerken, “Halkimizin modern silahlari yoktu. Portekizlilerle mizraklarla savastik,” diyor. Günümüzde Portekiz’deki ekonomik durgunluk ve borç krizinden kaçip Afrika’ya gelen Portekizlilerle ilgili ne düsündügünü sordugumda sasirtici bir yanit veriyor: “Buraya ne kadar çok yabanci gelirse o kadar iyi. Gelip  bizi egitmelerine ihtiyacimiz var. Ancak o zaman Mozambiklilerin nelere kadir olabilecegini tüm dünyaya gösterebiliriz.”
Mozambik bagimsizligini kazandiktan hemen sonra baska bir uzun ve kanli mücadele daha basladi. Bu defa ülkeyi yöneten sosyalist parti ile Rodezya ve Güney Afrika gibi apartheid rejimlerce desteklenen isyanci gruplar arasinda 15 yil süren çatismalardan sonuncusu 1992’de  son buldu. Mayinlarla, sivillere akil almaz zulümlerle bu savas Afrika’nin gördügü en siddetli ve tahrip edici savaslardandi. Iç savasi kazanan isyanci grup Marksist iktidar partisine dönüsünce çok partili seçimlere geçildi ancak bu demokrasinin içinin bosaltilmasini engellemedi. Devlet ve iktidar partisi arasindaki ayrim kayboldu. Baglantilari olan küçük bir grup, genellikle ülke topraklarini ve dogal kaynaklari yabancilara satarak giderek zenginlesmeye devam ederken, halkin geri kalani yoksullukla pençelesiyordu. Bir tür gangster kapitalizmi denebilecek bu denklem, Afrika’nin dogal kaynak zengini pek çok ülkesinin ortak sorununa dönüserek karamsarligi da beraberinde getirdi. Trajik tarihi, Mozambik’in verimli topraklara, baligi bol denizlere, genis tropik ormanlara ve zengin maden yataklarina sahip oldugu halde, neden bu kadar fakir kaldigini açiklamaya yetiyor.
Çinlilerin yasadigi Xai-Xai adli kasabaya varmak üzereyken girdigimiz Güney Afrikali bir sirkete ait benzin istasyonu, ülkenin kederli mazisinden bir kopusu simgeliyor. Yabanci sirketler Mozambik’e girmeden çok daha önce ülke ekonomisinde tek ortak Portekiz’di. Karsilikli alisveris sartlari iç kararticiydi. Ülkede ithalatin tümü Portekiz tekelinde rekabetsiz ve fahis fiyatlarla yapiliyordu. Kaju fistigi ve diger tarim mahsulleri, tropik kereste, balik gibi hammadde ve islenmemis ürünlerin ihracati ise Lizbon’un belirledigi fiyatlarla yine sadece Portekiz’e satiliyordu. Herhangi bir yabanci yatirim olursa da bu yine Avrupa’nin en yoksul ülkelerinden biri olan Portekiz’den geliyordu. Günümüzde ise Güney Afrikali sirketler Maputo çevresinde mantar gibi çogalan benzin istasyonlari, büyük süpermarketler ve magaza zincirleriyle Mozambik ekonomisini canlandirmaya devam ederken, Güney Afrika ile kiyaslanamayacak kadar büyük bir yabanci güç olan Çin, Mozambik’teki yerini saglamlastiriyor. Ikinci el kamyonet satis yerlerinden, genis çiftliklere Çinliler kitaya yerlesip is kurmaya devam ediyor.
 
Bu tablo, Afrika’nin ciddi bir tarihsel degisim geçirdiginin göstergesi. Kitanin, küresel ekonominin uzun zamandir ihmal ettigi üvey evladi konumundan çikip en çok ilgi gören bölgeye dönüsmeye basladigi yönündeki iyimser görüsü destekliyor. Çinli yatirim ve taleplerle güdülen bu durum, Çin’in Afrika ile ticaretinin her yil %20 artmasiyla son zamanlarda Avrupa ve ABD ile yaptigi ticareti geride birakti. Batili liberal ekonomistler, Afrika’nin kaynaklarina göz diken zengin ülkelerden gelen yabanci yatirimcilari çektigi sürece kalkinacagini; bu sayede ticaret artarken sermaye ve teknolojinin de ülkeye akacagini öngörüyordu. Hatta Çin’in ilgisi üzerine Mozambik’in bu sürece girmis oldugunu söyleyenler bile oldu. Iddialara göre ülke nihayet küresellesiyordu ve ilerleme yolundaydi. Ancak su anda sayilari 100 bini bulan Çinli göçmenler arttikça yasadisi balikçilik, kereste kaçakçiligi, büyük çapli yolsuzluklar ve rüsvet olaylari gibi sorunlar da artmaya devam ediyor. Topraklarin ve dogal kaynaklarin kullaniminda herhangi bir denetim yok. Her sey tepeden inme yollarla yapiliyor. Cumhurbaskani ne derse o oluyor. Yeni buldugu zenginlikle bir sürü insaat projesine kalkisan ülkede en büyük problem cehalet fakat egitim adina herhangi bir girisim, kapasite gelistirmeye yönelik atilmis bir adim yok. Zaten herhangi bir ülkede yerel halki isin içine katmadikça yabanci yatirimlara bagli olarak kalkinma saglamak çok güç. Sonucun Mozambikliler için iyi olabilmesi için insanlarin biran önce haklarini ögrenmesi sart. Acilen toplumun tabandan katilimini saglamak gerek. Çünkü gözleri açildiginda is isten geçmis olacak.
ZAMBIYA
Diger Afrika ülkelerinden daha önce göçmen akinina ugrayan Zambiya, halen kitada Çinlilerin en çok göç ettigi ülke konumunda. 1990’lardan bu yana Zambiya’ya yerlesen Çinlilerin sayisi 100 bini asiyor. Bunun getirisi götürüsü ne olur zaman gösterecek ancak çesitli ekonomik göstergelere göre çok sayida Afrikalinin gelir düzeyi ciddi oranda yükseldigi için orta sinifta belirgin bir artis yasaniyor. Görünen o ki önümüzdeki 10-20 yil boyunca bu artis hizla devam edecek. Bunun nedenlerinin basinda Afrikalilar arasindaki ticaretin artmasi, telekomünikasyon, bankacilik ve ulasim hizmetlerinin kuvvetlenmesi geliyor. Son on yilda Afrika’nin orta sinifi 300 milyon kisiyi asarak Hindistan’in orta sinifini geride birakti. Kita genelinde egitim yatirimlarinda patlama yasaniyor. BM’e göre 2000 yilindan sonra ortaokula kayit sayisi %48 artis gösterdi, yüksekokullara kayit ise %80’e firladi. 2013’te Dünya Bankasi Afrika’nin ekonomik büyümesinin %60’inin tüketici kaynakli oldugunu açikladi. Bu ve benzeri degisimler Afrika Kalkinma Bankasi’nin tahminlerine göre 2030’da Afrika toplumlarinin büyük bölümünde halkin çogunlugu alt-orta sinif ve orta sinifa dahil olacak.
Aslinda ülkenin Çinlilerin gözdelerinden birine dönüsmesi siyasi bir rastlantiya dayaniyor. Çin’in resmi olarak Afrika’yi kucaklamasi Zambiya’nin politik ekonomisindeki radikal dönüsüme denk gelmisti. 1990’larin basinda tek partili sosyalist zihniyetli etkin bir devletten çok partili sisteme geçerek Washington’in standart ekonomik reçetelerini uygulayan bir demokrasiye dönüsüverdi. Ülkenin ekonomik gidisatinin degismesi, büyük sanayilerin tekel kontrolünün devlet tarafindan toptan tasfiyesini gerektirdi. Diger Afrika ülkelerinde oldugu gibi IMF ve  Dünya Bankasi uygulamalarina geçince ulusal telekomünikasyon ve enerji santralleri satisa çikarildi, ticaret ve tarim yabanci yatirimcilara açildi. Zambiya’nin en büyük zenginligi olan bakir madenlerinin özellestirilmesi de bunlara dahildi. Tam bu sirada Çin hükümeti, kamu sirketlerini yurtdisinda yatirim firsati aramaya yönlendiriyordu. Zambiya genelde Batililarin es geçtigi bir ülke oldugu için parsayi toplayan Çinliler oldu. Zambiya ticarete açilmisti, istikrarliydi ve insanlari nazikti. Üstelik hükümeti Çin sempatizaniydi. Bunun baslica nedeni ise 1970’lerde yapilarak Zambiya’yi Tanzanya üzerinden denize baglayan, dolayisiyla Güney Afrika’ya bagimliligini azaltan TAZARA demiryoluna Çin devleti tarafindan muazzam destek verilmis olmasiydi. Çin’de çabucak yayilan bu bilgiler firsatlar ülkesine akin baslatti.
Çin tasrasindan kalkip buralara gelen ve bakir isleme tesisi kuran Yang Bohe ile  bulusmaya giderken baskent Lusaka’nin merkezinden kuzeye dogru ilerledikçe yeni ticaret merkezleri ve bulvarlarin yerini asiri kalabalik gecekondu mahalleleri almaya basliyor. Ülkede issizlik o kadar yüksek ki, is bulma umudunu çoktan yitirmis genç erkekler artik is aramaya gerek bile duymuyorlar. Yol boyunca, hayatlarini büyüksehirde yeniden kurma hayaliyle baskente tasinan genç adamlarla dolu kamyonlara rastlamak çok siradan.
Tüm kitada esmekte olan degisim rüzgarini, Lusaka gibi sehirlerde boy gösteren gösterisli alisveris merkezlerinde hissetmek mümkün. Gündüzleri evhanimlari ve orta yasli müsterilerle dolup tasan alisveris merkezleri, aksam olunca gençlerin akinina ugruyor. Belli ki Batili zengin ülkelerdeki gençlik modasini yakindan takip ediyorlar. Düsük pantolonlardan görünen boxer sortlari, ters taktiklari beyzbol kepleri ve sprey boyali kaykaylariyla dolasan bu gençlerin isçi sinifindan gelen anababalari çocuklarinin kendilerinden daha iyi egitim almalarini saglayabilmis çaliskan Afrikalilar. Gençlerin degisimi sadece son moda giysilerden, akilli telefonlardan ibaret degil, hirslari ve hevesleri de Batili gençlerle ayni. Doktor, avukat ya da pilot olmak istediklerini söylemeleri bana Amerikan Rüyasini animsatiyor. Yeni orta sinifin yükselisine tanik olan Lusaka’da sehrin her kösesi biri bitip digeri baslayan emlak projeleriyle dolu. Afrika’nin her yerinde kentlesme son hiz devam ediyor.
Ndola yolunun biraz gerisine orta siniftan yöneticilere ait konforlu villalar siralanmis. Muazzam çimleriyle birbiri ardina dizilmis golf sahalari, eski polo sahalari ve squash kulübü genelde bombos dursa da aksamüstü golf oynayan birkaç Çinli isadamina rastlamak mümkün. Afrika’ya göç etmek, su anda Çin’in dogu kiyisinda yasayan zengin sehirli gençlere akil kari gelmeyebilir ancak Yang gibi Çin’in kayip kusagi için kaybedilen zamani yakalamak için son firsat gibi görünüyor. Kültürel Devrim döneminde yetismis olan 62 yasindaki Yang, cahil bir isçi olmak istemedigi için kendini gelistirmeye karar vermis. Kendi basina Ingilizce ögrendikten sonra Çin’in yurtdisina çik politikasinin ilk günlerinde Ingilizce bilenler hayli revaçta oldugu için hemen is bulup, mühendislik ve insaat firmalarinda çalismaya baslamis. Orta Dogu’da teknik plan ve sunumlari tercüme ederek yillarini geçirdikten sonra 2002’de Afrika’da insaat sektörü devlerinden Çin Yol ve Köprü Sirketi için çalismaya baslamis. Ndola’da su sebekesi çalismalarinda yapilan kazilarda teknik çeviri yaparken boru dösenen yerlerde kayalarin arasinda yesil taslari farketmis. Yerli halkin malasit dedigi bu dogal tasin içeriginde yüksek oranda bakir oldugunu ögrenmis. Civarda çok bol oldugunu anladigindan bundan nasil para kazanirim diye düsünüp Çin’e teste göndermis. Bu dogal tasin içinde yeterli oranda bakir cevheri oldugunu ögrenince de kollari sivamis. 5000 yil önce de insanlar bakir isliyordu diyerek çok basit ve ucuz teknikler kullanarak ise koyulmus. Çin kökenli Avustralyali bir isadamiyla ortaklik kurup 2005’te 625 bin dolar harcayarak kendi tasarlayip yaptigi ocagin maliyetini 2 ayda çikarmis. Ancak kaçinilmaz bir sekilde tersine dönen dalga, büyük umutlarla Kongo’nun Bakir Maden Kusagina yerlesen diger Çinlilerin çogunu batirdi. Yok pahasina çalistirdiklari Kongolulara ise talih zaten hiç gülmedi. Maden isinde sansin önemi büyük ancak uzun vadede akilli ve sansli olanlar oyunda kalabiliyor. Sansinin yaver gittigini söyleyen Yang’in planli ve stratejik çalistigi belli ancak ne eldiven, ne kask hiçbir güvenlik önlemi olmadan çalistirdigi isçilerle sagliksiz çalisma kosullarini umursamadigi da açik.
Maden arama ve isleme çalismalarinda yok olan yüzbinlerce agaç, çukurlara gömülen, havaya saçilan toksik atiklarla zehirlenen doga ve madenlerle birlikte tükenen hayatlar da cabasi. Polis, maliye, müfettisler vb. herhangi bir denetim oldugunda ise Yang, Çinli degil Avustralyali bir sirket olmanin getirdigi rahatliga siginiyor. Zambiya’daki diger Çinlilerle pek görüsmeden kendi isine bakan Yang’e göre “Zambiyalilarin en iyi özelligi, paylasma huylari. Beyaz ve sari irkta çok nadiren bulunacak kadar paylasimcilar. Yetimleri kendi çocuklarindan ayirmazlar. Onlarin gözünde herkes esit. Buradaki Çinli isadamlarinin süpheli isler çevirmesi de beraberinde yardim ve yataklik suçunu getiriyor.”
Afrikalilarin Çin’in kitadaki ekonomik etkinligiyle ilgili en çok yakindiklari durum, ihaleyi alan sirketlerin projelerde çalismak için isçilerini de Çin’den getirmeleri. Elestiriler, vasifsiz isçi getirilmesine yogunlasiyor; Çin’in tüm ihaleleri ucuza kapatabilmesinin sirri Çinli sirketlerin Çinli mahkumlari çalistirmasi olarak yorumlaniyor. Bu söylenti Afrikalilarin Çinli isçilerin koguslarda yasamasini, toplu hareket etmelerini anlamalarini kolaylastiriyor. Dolayisiyla Afrikalilar, Çinlilerle rekabet etme sansi olmadigini kabulleniyor. Ancak bu söylentilerin gerçekle alakasi  yok. Yine de Çinli sirketlerin istihdam kosullarinin tartisilmasinin önünü açtigi kesin. Asil sorun  ise istihdamdan ziyade teknik bilgi ve becerilerin Afrikali çalisanlara aktarilmamasi.
 
Çinli bir sefe ödenen maas aylik 1500 dolar. Bu meblag Çin’de siradan bir esnafin kazanacaginin iki kati; kalifiye bir Zambiyali isçinin kazandigi maasin ise 10 katina denk. Vasifsiz isçilere ödenen ise aylik 300 dolar. Yang’in üretmekte oldugu ve Çin’e ihraç edilmeyi bekleyen kabarcikli bakir denen metal yigini ise milyonlarca dolar degerinde.
Zambiya’nin kalkinmasinin 50-100 yil sürecegini düsünen Yang, üç kusak boyunca iyi egitim  verilmedikçe  gelismenin  mümkün  olmadigi  görüsünde.  Fakat  ülkenin döviz   gelirinin %70’ini olusturan bakir madenlerinin o kadar uzun süre dayanmayacagi kesin. Yang maden tükense de islenecek topraklari oldugunu ve Zambiyalilarin kuvvetli insanlar olduklarini ancak  çok siki çalisamadiklarini ekliyor. Bu noktada çok sayida Çinlinin ortak önyargisi yine devreye girerek Çinli isadamlarinin Çin’den yari vasifli isçi getirmelerinin kendilerine göre mantigini ortaya koyuyor.
Kursun-çinko cevheri anlamina gelen Kabwe sehrini geçtikten sonra Kapiri Mposhi’ye vardigimizda, istasyonun etrafinda yerfistigi satan kadinlar, köy tavugu satan adamlar, papaya ve patates satan gençkizlar, çuval çuval kömür satan yasli kadinlarin arasindan geçiyoruz. 1895’te Amerikali kasif Frederick Russel Burnham’in bakir yataklarina benzeyen jeolojik olusumlari ilk kesfettigi yer olan bu kasaba aslinda Bakir Maden Kusagi denen bölgenin baslangici olarak kabul edilir. O dönemde Burnham, Birlesik Krallik Güney Afrika Sirketi’ne yazdigi raporda yöre halkinin yetenekli isçiler oldugunu ve bakir ve demirden yaptiklari ürünlerini Portekizliler ve Araplarla takas ettiklerinden bahsetmis, bakir ve demir madencileri olduklari için madenlerin çikarilip islenmesinde çalisabileceklerini belirtmistir. Ancak bu gerçeklesemeden önce, Kongo Bagimsiz Devleti’nin sinirlarinin Birlesik Krallik Güney Afrika mülkiyetindeki arazilerden ayrilmasi gerekti. Britanya ile sinir hattinin nereden geçecegine yönelik anlasmazlik çözülemeyince Belçika Krali II. Leopold konuyu ülkesi bölgede oyuncu olmayan Italya Krali’na devretti. O da bölgenin sinirlarini çizerken üç büyük nehre göre karar verdi. Öte yandan Belçika da Msiri denen bölgedeki yerel kralligin hükümdarini öldürüp topraklarini talep etmekte Ingilizlerden çabuk davrandi. Sinirlarin gelisigüzel belirlendigi sömürge döneminde Afrika adeta bir yapboz tahtasina döndü. Zambiya haritasinin yamuk bir çani andiran tuhaf sekli de böyle ortaya çikti. Italyan kralin çizdigi sinirin dünyanin en büyük bakir rezervlerinin üzerinden geçtigi ve büyük parçayi Kongo’ya birakmis oldugu çok sonradan anlasildi.
Çin ile Afrika iliskisi dendiginde, genellikle aklimiza dogal kaynaklara erisimin güvence altina alinmasi meselesini getiriyor. Çünkü Afrika dünyanin en büyük maden deposu. Bakir üreten ülkelerin basinda gelen Zambiya, Afrika’nin güneyinde denize kiyisi olmayan bir kara ülkesi. Günümüzde küresel bakir talebinin %40’i yalnizca Çin’e ait. Çin’in Afrika tutkusuyla ilgili spekülasyonlar arasinda gözardi edilen daha ileri dönük bir motivasyon ise Çin’in ihracat odakli endüstrilerine pazar yaratmak. Dolayisiyla gün geldiginde Batili ülkeler ve Japonya’nin yaslanan tüketicileri ve borçla dönen ekonomilerinden geriye kalacak olan boslugu doldurmak.
Çinli diplomatlar, ticaret yetkilileri ve is yöneticileri gibi Chengdu ve Guangzhou gibi yerlerden kalkip Afrika’ya göçen siradan Çinliler de ayni fikirde. Anavatanlari hizla büyümesine ragmen, gurbette daha iyi bir hayat saglamak adina birikimlerini koyduklari Afrika’da kendilerine daha çok gelecek görüyorlar. Çinli göçmenlerin tutustugu bahsin umutla, idealistlikle ya da ideolojiyle ilgili yok. Yüzyil önce Batililari, yoksulluguna ve bitmeyen kargasasina ragmen Çin’e çeken sey neyse, simdi burada aynisi geçerli. Herkese bir çift pabuç satsan servet kazanirsin mantigi yani. Yeni yapilan konutlara kapi, pencere, çati malzemesi, banyo-mutfak  tesisati derken müthis bir pazar var ortada. Afrika’da beslenecek bogaz sayisi artiyor. Besicilik yapanlar, çiftçiler, ithalatçilar, otomobil ve motosiklet saticilari, hepsi Çinli. Su anda kitanin sundugu firsatlari herkesten iyi kavramis olan Çinliler giyimden, araç gerece bin çesit mal satmak üzere Afrika’dalar ve bundan da çok memnunlar. Mesela Çinli bir göçmen arkadasiyla baslattigi tavukçuluk isinden köseyi dönmüs ve yillar içinde genislettigi arazisine kurulu modern tesislerde domuz ve kümes hayvanlari yetistirmekte olan Hu Renzhong’a göre Zambiya’da gelecegi hemen simdi görebilirsin. “1995’te 22 yasinda ülkeye geldigimde insanlarin yiyecek almaya parasi yoktu, et yemeye güçleri yetmiyordu. Toprak ise kaliteli ve ucuzdu.”
 
Tezcanli Çinlilerin bu coskusu mantiksiz miydi yoksa dünyanin ücra bir kösesinde büyük bir degisimi isaret eden bu egilimi Batililardan önce mi yakalamis oldular?
Çin finansmaniyla yapilan 45 bin kisilik dev stadyuma giderken yol üstünde bir Çin restorani ve Çinli bir veteriner klinigi gözüme çarpiyor. Stadyum insaatinin tam karsisinda duran reklam panosunda Devlet Baskani Banda’nin gülümsedigi bir resminin üzerinde iktidar partisinin seçim slogani “Paraniz Is Basinda” yazili. Gündeminin demokrasi ve insan haklariyla güdüldügünden açikça süphe duyulmasi Çin’in Afrika seçimlerine kayitsiz kalmasini  gerektirmiyor. Stadyumun açilisi, üç ay kalan seçimlere yetistirmeye çalisiliyor. Çin Büyükelçisinin katildigi kurdeleli Lusaka Hastanesi açilis töreninin medyada genis yer bulacagi kesin. Muhalefet lideri Sata geçen seçimlerden sonra Çin’e saldirmaktan vazgeçmis görünürken, Baskan Banda Çin ile çikar saglanan dostluk zemininde ilerliyor.
Insaatta çalisan Zambiyali boyacilar Çinlilere çalismaktan hiç memnun degil. Is bulduklarina sükretsinler yaklasimi ise yersiz çünkü tüm sikayetlerinde son derece haklilar. Hepsinden önce aldiklari ücret çok düsük, 13 saat mesai yapiyorlar ve çok kötü muamele görüyorlar. Isten kovmakla tehdit eden veya vuran Çinli ustabasilar oldugundan yakiniyorlar. Is güvenligi yok. Çinli çalisanlar gaz maskesi takarken Zambiyalilar koruyucu giysi olmaksizin çalistirilmaya devam ediyor. Zehirli kimyasallara düserek ya da yanarak ölen Zambiyalilar oluyor. “Zambiya’da issizlik çok büyük sorun oldugu için baska sansimiz yok maalesef. Insan muamelesi görmedigimiz yerlerde çalismak zorundayiz.” Bunu söyleyen alt kademeden bir isçi degil, maden taslarini parçalayip isleyerek bakir konsantresi üreten Sangay Madencilik’te vardiya amirligi yapmis bir Zambiyali. Yanindaki isçi arkadasi ise ekliyor. “Yetkililere bildirsek de sonuç degismez, bu yatirimcilari getiren zaten devletin kendisi. Çok iyi çalistigimiz halde Çinliler bize iyi para vermiyor. Agir yük kaldirmak gibi islerin de dahil oldugu isçi ücreti, haftada yaklasik 10 dolar ve bu parayla geçinmek mümkün degil. Simdi hamallik yaparak ayni parayi bir günde kazaniyorum.”
Ülkenin ikinci büyük sehri ve bölgenin ekonomik merkezi olan 500 bin nüfuslu Kitwe’ye giderken, fidanliklar ve atlarin otladigi çiftlik arazileri, susuzluktan sararmis otlarla kapli tarlalardan geçtik. Yol boyunca uzanan elektrik hatlari Afrika’nin ortak sorununu bir kez daha hatirlatti. Güney Afrika dahil tüm Afrika devletlerinin halka elektrik ulastirma sorununu henüz çözememistir. Günde 12-16 saat arasi elektrik kesintileri normal sayilir. Ancak verimliligi saat basina üretimiyle ölçülen ve ürettigini uzak ülkelerdeki güçlü sanayi sirketlerine satan sermaye yogun bakir maden sanayinin 24 saat çalisabilmesi için gereken enerji her pahasina temin edilir.
Zambiya’da ilk yillarinda Ingiliz sömürge rejiminin kontrolünde olan bakir madenciligi sonrasinda Ingiliz ve Güney Afrikali özel sirketlerin eline geçti. 1960 ve 70’lerin basinda metal fiyatlarinin tirmanmasiyla zenginlesen Zambiya’nin kisi basina geliri 614 dolara ulasarak Brezilya, Malezya, Güney Kore ve Türkiye’ye yetisti. 1994’te dünya çapinda düsen bakir fiyatlari Zambiya’nin ekonomisinin inise geçmesinde ve kisi basi gelirin yariya inmesinde büyük  rol oynadi. Duruma çare bulmaya çalisan hükümet, yeni sermaye yatirimlarini çekmek ve yabanci yatirimlarla modernlesmeye geçmek için 1969’da kamulastirilan maden sektörünü 1997’de yeniden özellestirdi. Bunu firsat bilen Çin, bir zamanlar Zambiya maden sanayinin cevheri sayilmis olan Chambishi Bakir Madenini sadece 20 milyon dolara satin alabildi. Ancak en basindan itibaren Çinli patronlarla Zambiyali çalisanlar arasinda sikinti bas gösterdi. 2011’de Insan Haklari Izleme Örgütü, Çinli isverenlerin 2003’te isletmeye basladiklari madende irkçi tavirlari, isçilerine ödedikleri düsük ücretler, is güvenligi ihmali ve sendika üyeliklerini engelleme faaliyetleri gibi suçlamalarla karsilastigini bildirdi. Daha kötüsü Çinlilere ait bitisik fabrikada çikan yanginda 50 Zambiyali isçi can verdi. Olayda tehlikeyi patlamadan önce fark eden Çinlilerin Zambiyalilari uyarma zahmetine girmeden oradan uzaklastiklari anlasildi. Çinlilere duyulan öfke arttikça Zambiyalilar isyan etti. Hükümetin sorusturma çabalari da sonuçsuz kaldi. Zambiyalilar Çinliler tarafindan köle gibi çalistirilmaya devam etti.
Yasanan olumsuzluklar nedeniyle Çinli isverenler ve Zambiyali isçilerle ilgili meseleler siyasi tartisma konusu oldu. Hatta toplumsal huzursuzluga yol açti. Çinli patronlar zorlu ve tehlikeli çalisma kosullari, düsük ücret ve iskence gibi mesai saatleriyle ünlenmis. Çinlilerin Zambiyalilari sömürdügünü ileri süren muhalefet lideri ve baskan adayi Michael Sata yaklasan
 
seçime yönelik kampanyasinda Zambiya’nin büyük yabanci sirketlerce kandirildigini anlatiyor.  “El arabasini itmek için Çin’den adam gelmesi gerekmiyor” diye alayci bir dille ortak sikintiyi dile getiriyor.
Sonuç olarak 1964’te ilan edilen bagimsizliktan bu yana, Zambiya liderleri ülkenin dogal kaynaklarindan nasil daha çok kazanç elde ederek yoksul hayatlari iyilestirebileceklerinin yollarini bulmak için mücadele etmeye devam ediyor. Ispati güç olsa da, Baskan Banda’nin yönetimindeki iktidar partisinin Çin’den muazzam yardim aldigi söyleniyor. Gösterisli projeler ve seçimlere yakin açilis tarihleri de Çin’in mevcut iktidara destek çiktigini açikça belli ediyor. Kendi çikarlari pesinde kosan Çin, Zambiya’nin siyasi sürecini de yozlastiriyor. Çin’in yeni yatirimlarinin da Zambiya’nin sinirli dogal kaynaklarini sermayelestirmesine hiçbir faydasi yok. Ayda 100 dolara çalisan maden isçileri var; geçinmek için gereken asgari aylik ise 700 dolar. Sendikacilar bunlari müzakere ederken hükümet Çinlilerin is kurmasina, yatirim yapmasina izin verelim diyor. 1999’dan beri özellestirme sirasinda Zambiya’ya gelen Çinli sirketler bakiri tonu 10 bin dolardan satarken, isgücüne makul bir maas, sosyal güvenlik imkanlari ve altyapi saglamalarinin istenmesini garipsemek olanaksiz. Deneyimli sendikaci Mbulu’ya göre Zambiya hükümeti adeta Çin’e dileniyor. Stadyum insaatlari da dalkavukluktan ibaret. Çinliler hem Afrika’ya gelerek yatirim yapiyor hem de nüfus fazlasini yurtdisina göndermis oluyor. 2011’de Mbulu ile görüsmemizden sonra yapilan seçimlerde Banda’yi geçerek iktidara oturan Sata tarafindan kendisi Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakani Yardimcisi olarak atandi. Sata’ya göre Çinliler ülkenin yasalarina saygi gösterdikçe sorun kalmayacak. Nasil ki insan ailesini, kardeslerini seçemez ülkeler de bulunduklari bölgedeki komsularini seçemez. Önemli bir endüstriyel kaynak olan bakirin dünyadaki en büyük üreticisi olsaniz da sonuçta müsterilerinizi seçemezsiniz. Sonuç olarak Çin ile Zambiya bir sekilde anlasip geçinmek zorunda.
 
SENEGAL      
 
Çinlilerin Afrika’ya göçünde önemli bir yere sahip olan bir diger ülke de Senegal’dir. Çinli göçmenler Zambiya’da tarim ve madencilik alanlarinda kismetini ararken Senegal’e gelen Çinlilerse daha çok küçük ölçekli ticaret islerine girismekte. Bati Afrika sokaklarinda Çinli dükkanlara rastlamak artik oldukça olagan. Ancak bu gelisimin ne kadar yakin zamanda ve inanilmaz derecede hizli gerçeklestigini gizledigi için aldatici olabilir. Senegal’in baskenti Dakar’da ise durum biraz farkli çünkü Çinli tüccarlar diger Afrika sehirlerine kiyaslandiginda bu sehre çok daha önce, 1990’larin sonunda gelmeye basladi. Elbette Zambiya’da oldugu gibi halkin çabucak tepkisini çekti. Ezelden beri Afrika’nin en canli ticaret kültürlerinden biri olmakla böbürlenen Senegal’den çikan seyyar saticilar, çoktan New York ve Avrupa sehirlerinin kösebaslarini tutmus, üstlerinde bubu denen yerel kiyafetleriyle giysi, alet edavat ve envai çesit turistik esya satmayi yillardir sürdürüyordu. 2004’te Dakarli tüccarlar Çinlilerin perakende sektörünü ele geçirdigi kanisina vararak protestolar baslatip, devletin Çinlilere karsi yerli isletmeleri korumak için harekete geçmesini talep etti. O zamandan bu yana benzer gerginlikler yeniden su yüzüne çikmaktaysa da hiçbiri 2004’teki kriz kadar etkili olamadi.
Senegal’de is kuran ilk Çinlilerden biri olan Li Jicai’dan ögrendigime göre sonunda sular durulmus ama nihayetinde hükümet Çinli tüccarlari korumustu. Çünkü Senegal hukukun üstünlügüne ve insanlarin esitligine inanan, açik, ve dostane bir ülkeydi. Oysaki isin asli farkliydi. Hükümetler politikalarinin kizgin bir halktan geri tepme riskini yok yere göze almazdi. Ucuz ithal mallarin sonunun geleceginden korkan Senegalli bir tüketici grubunun karsi saldiriya geçmesi ya Çinliler tarafindan tetiklendi ya da devlet eliyle desteklendi. Ithalat-ihracat islerinde para kazanmayi kafasina koyduktan sonra giysi, ayakkabi, kumas satan Li, Çin Kültürel Devrimi sonunda tekrar açilan üniversitelere ilk baslayanlardan. Çin devleti o zaman dis ticareti ilerletmek için yabanci dillere çok önem verdiginden Fransizca bölümüne yerlestirilen Li, su anda birçok alanda faaliyet gösteren oldukça zengin bir isadami. “Bir zamanlar ticaret Lübnanlilarin elindeydi. Artik internetten de mal alinabiliyor. Fransiz Bati Afrika’sinda Lübnanlilar en büyük kompradordu, ticaretin hakimiydiler, yerel yatirimcilar da finans aracilari da onlardi. Lübnanlilarin Bati Afrika’daki sömürgeciler ve sömürgeleri arasindaki rolünü, Dogu Afrika’da Güney Asyalilar oynuyordu. Birkaç yerde de Yunanli tüccarlar hakimdi.”
 
Li, Lübnanlilari tahttan indirenin internet oldugunu ima etse de aslinda onlari bastiran Çinliler oldu. Çünkü Çinliler piyasadaki tüm sektörlere girdi. Artik Çinli bir köylü de gelip Afrika’da is kurabiliyor. Seneler önce Senegal’de yapilan bir insaat projesinde çalisanlarin çogu zamani gelince memlekete dönmekten vazgeçip geleceklerini bu ülkede kurmaya karar vermis. Hayal bile edemeyecekleri kadar para kazanma imkanlarindan, yerellerin konukseverligine, çevrenin güzelliginden, özgür ve baski altinda olmaksizin yasama sevincine Afrika’nin avantajlarini anlatip, hemserilerini de çagirmislar. Birçok Afrika ülkesinde buna benzer sayisiz örnek var. Aslina bakilirsa, Çin’den Afrika’ya göçün en büyük kaynaginin kontratlari bitince yurtlarina dönmeyip Afrika ülkelerinde kalmaya baslayan isçiler oldugu söylenebilir.
Ucuz mal ticareti yapan acemi bir tüccar sinifi, hizli gelisen ve çok daha güçlü bir ülke olan Çin’i birakip Senegal gibi kendi derin ticaret kültürüne sahip ancak ekonomik durgunluktan mustarip bir topluma nüfuz edince sorun çikmasi kaçinilmazdi. Bu, kisisel bir eyleme veya siddet suçuna bahane göstermekten ziyade Çin’e karsi “birakin yapsinlar, birakin geçsinler” yaklasimini benimseyen ve böylesi bir göçü serbest birakip birçok Afrika devleti arasindaki iliski ve her iki tarafin durumun tehlikeli sonuçlarina göz yummus olmasi üzerine durup düsünmeye davet eden bir yorum. Çin devleti Afrika ülkelerinde yollar, stadyumlar yaparak kendince ne kadar dostane oldugunu gösteriyor ve karsiliginda dostluk göstergesi olarak göç sartlarinin kolaylastirilmasi gibi jestler bekliyor. Bu bana 1979’da Çin lideri Deng Xiaoping’in Jimmy Carter’i ziyaretinden bir anektodu hatirlatiyor. Çin’in ABD ile ticaret statüsü kazanabilmesi için Amerikan yasalarinin gerektirdigi yurttaslarin serbest göçü sartina uymasi lazimdi. Elbette bu Deng için sorun degildi. Bu sarta uyup uyumayacagi soruldugunda “Kaç Çinli istiyorsunuz? 10 milyon, 15 milyon?” diye yanit vermisti. 2011’e gelindiginde duruma ancak uyanan Amerika, Afrika ülkelerine Çinli göçünü daha siki denetlemelerini salik veriyordu. Çinli göçünün Afrika’da yarattigi kapsamli degisimi anlamakta geciken Amerikali diplomatlar, Pekin’in siyasi etkisini ve Çin’in ticari çikarlarini artirarak güç kazanma kampanyasinin bir parçasi olarak görmeye 2005’te basladi. Uyarilar göç vasitasiyla mal ve insan kaçakçiligi basta olmak üzere organize suçlarda da artis olacagi yönünde olmasina karsin, ABD sadece kurnaz Çinlilere dikkat edin demekle yetindi. Ne de olsa Amerikali, Kanadali ve Avrupali sirketler yerli halki istihdam ediyor ve Afrika’da çalismak için kendi ülkelerinden adam getirmiyordu. Binlerce Çinli kadinin durumu ise içler acisi. Yiyecek-içecek ve eglence sektöründe çalisan kadinlarin yaptigi is, sözlesmeli kölelikten ibaret. Gene de yasadiklari tüm zorluklara karsin, borca girip restoran isletmeye baslamaktan ya da Çin’den kardeslerini getirip Dakar üniversitesine kaydettirmekten çekinmiyorlar.
Bir zamanlarin Fransiz Sudan’inin baskenti, son ziyaretimden bu yana üç kat  büyümüs;  sik Dakar caddeleri, adim basi kontör bayii arasinda bir koluna çoraplari digerine kemerleri takmis burnunuza sokan sokak saticilariyla, genç erkeklerin korsan DVD ve tane sigara, genç kizlarin iç çamasiri sattigi tezgahlarla dolu tozlu bir çarsiya dönüsstü. Senegal’de gidisat nasil bu kadar kötülesti? Dakar sokaklari herhangi bir becerisi, beklentisi olmayan gelecegi ümitsiz, egitimi kit gençlerle dolu. Çogu resmi dil Fransizcayi konusamiyor. Vasifsiz genç nüfus asiri kullanilmis tarim arazileriyle dolu kirsali birakip sehre gelmeye devam ediyor.
Yüzyil sonunda Afrika nüfusunun Çin ve Hindistan’in toplamina ulasabilecegi düsünüldügünde, birçok soru akla geliyor: Bu kitleler nasil egitilecek? Nasil barinacaklar, ne yiyecekler? Saglik hizmetlerini kim üstlenecek? Dakar’in merkezi bu haldeyse Afrika’nin daha az düzenli diger yerleri ne olacak?
Dakar’in dis mahallelerinden geçen sözde otobanda sikisan trafik, yol kenarindaki küçük camiler, terzi ve berber dükkanlari, su saticilari asla bitmeyen projelerle dolu ülkenin insani hüsrana ugratan halini özetlemeye yetiyordu. Uzun süredir yagmur yagmayan yöreden kaçip yurtdisina göçenler, Avrupa’daki akrabalarinin yanina yasal yollarla gidenler ya da Sahra’yi geçip Libya, Cezayir veya Fas üstünden Akdeniz’e inip botla Avrupa’ya geçmeyi göze alanlardi.  Binlerce insanin bu yollarda can vermesi bile bu akini durdurmadi.
Afrika’ya göç eden Çinli akinina dahil olan ilk çevirmenlerden Zhang de ilkin  Madagaskar’a bir Çin kamu sirketi için çalismaya gelmis. Kontrati bitince elektronik esya dükkani açmis ve ülkenin en büyük TV, bilgisayar ve cep telefonu saticilarindan biri olmus. Kendi isini kurmak için yeterli sermayeyi biriktirinceye kadar aracilik yaparak geçinmis. 2007’de  Senegal’e gelip önce bir restoran açmis, ardindan Çin’den ucuz mal getirme isine girip perakende magazasi açtiktan sonra metalürji sektörüne girmis. Onun hikayesinde de dogru zamanda dogru yerde olmanin payi büyük. Çinliler gurbette birbirini gözetmeyi görev bildiginden dogru yerlere kendi adamlarini  yerlestirip imkanlardan faydalanmalarini  saglamayi  da iyi becermis
  
Ne Madagaskar’da ne Senegal’de Afrikali ortagi olmamis, çünkü Çinliler sadece Çinli isadamlariyla güven iliskisi içinde çalisiyorlar. 
 
Onun gibi sadece Çinli mühendislere ve teknisyenlere Çinli yatirimcilara güvenen pek çok patronla tanistim. Yerel ortakliklar  yalnizca iyi baglantilari olan yerel elit sinifla yapildigindan, 
bu sartlar altinda Afrika’nin su anda ya da yakin gelecekte yararina olabilecek herhangi bir saglam bilgi transferi ya da uzmanlik aktariminin mümkün olamayacagi apaçik. 
 
Zhang ve onun gibiler yeni firsatlar sunan ve çok para kazandirabilecek Afrika topraklari üzerinde yeni bir Çin dünyasi insa ediyorlar.  
 
Daha binlerce Çinli Afrika’ya gelecek ancak küçük ölçekli ticaretten büyük servetlere uzanan yollar kapanmak üzere. Yükselen diger dünya güçlerinde oldugu gibi Çin siyasi nüfuz arayisinda insanlarini bir bölgeye gönderirken o bölgeden insanlar da Çin’e gitmeye basladi. Zhang’e göre Çinliler yerli halkin beceriksiz ve kit kafali oldugunu sünerek çok yaniliyorlar. Çinli tüccar sinifi yalnizca Senegal ile sinirli degil. Kitanin en tenha ve ümitsiz yerlerinde bile 5-10 dolar arasi cep telefonu satanlarina; Etiyopya’nin Somali sinirindaki Harar’daki kafes gibi dükkanlardan tutun Kongo’nun Lubumbasi çarsilarinda kalitesiz mal tezgahlarina, Tanzanya’da taneyle sigara satanlara rastlamak mümkün.
Senegal devlet baskani Abdoulaye Wade’in meydan heykelleri ve tüneller gibi sözde prestijli ama anlamsiz projeleri birer halkla iliskiler ve mühendislik faciasina dönüstükçe, sehrin peskes çekilen arazilerini Çinli yatirimcilar sahiplenmis. Müteahhitler ve yerel politikacilar arasinda yapilan saibeli anlasmalarin hepsinde oldugu gibi, gece yarisi buldozerlerle araziyi dümdüz etmek Çin’de alisilmis bir taktik. Büyük çapli projelerde tecrübesi olmamasina ragmen, Rebeuss konut projesinin müteahhitligini alan Zhang de ayni taktigi izleyip yerel bir futbol takiminin sahasi olan alana yepyeni binalar dikmek için ise koyulmus. Fakat halk, projeyi Truva atina benzeterek tepki göstermis. Bu tip lüks apartmanlarin Çinli göçmen akininin ikinci dalgasi için yapildigi görüsü hakim. Çünkü konut projesi bittiginde dairelerin çok azinin yereller tarafindan satin alinmasi mümkün.
 
Afrika’da özgürce yayin yapabilen medyalarin basinda gelen Senegal, kitanin en gelismis sivil toplumuna sahip. O yüzden esrarengiz Çinli isadamlari hakkindaki süpheler ve toplumdaki Çinli karsiti hassasiyet etkisini göstermis. Zhang protestolara karsin saglam ticari iliski aglari, ucuz kredi bollugu sayesinde itiraf etmese de yetkililere rüsvet akitarak isini halletmis. Ona sorarsaniz basarisini mükemmel zamanlama ve durmadan çalismasina borçlu. Bana kalirsa Zhang ve benzeri isadamlarinin hizli ve sira disi yükselislerini organize suç ve insan kaçakçiligi gibi karanlik güçlerle açiklamak daha olasi. Görüsmemizden kisa süre sonra Wade kizgin seçmenlerin bozgununa ugrayinca, isler tersine döndü ve sonunda proje iptal edildi. 
 
LIBERYA    
 
Liberya, Sierra Leone ve Gine; kitanin kalani gibi siddet ve kötü yönetimden mustarip bu üç ülkenin kaderleri Atlantik köle ticaretinden beri birbirine sikica bagli. 19. Yüzyil sonunda Amerika ve Ingiltere’den dönen siyahlar tarafindan kurulmus olan Liberya ve Sierra Leone’u son dönemde savaslar mahvetti. Elbette bu savaslarda önemli rol oynayan komsusu Gine de büyük hasardan payini aldi. 1990’larda baslayip 2000’lerin ilk yillarina kadar devam eden kanli iç savaslar üç ülkede de büyük can kaybina yol açti. Çok sayida insan yerinden edilip sürüldü. Zaten yetersiz olan altyapi çöktü, dökülmekte olan kentler mültecilerle doldu. Iç savasin yaralarini  sarip iyilesmeye çalisan üç ülkenin ekonomisi de dogal kaynaklara bagli, üstelik henüz çikarilmamis madenler açisindan olaganüstü zenginler. Bu nedenle yalnizca Çinlileri degil pek  çok yabanci yatirimcinin ilgisini çekmekte. Fakat en büyük soru, yerin altindan çikarilacak servetten yoksul yerli halkin payina ne secegi.
Çin, belirli neticeler açisindan Afrika’da ülkesine bagli olarak iyi ya da kötü büyük rol oynayacak. Keskin ayrimlarin yasanacagi bir döneme girdigimiz kesin olduguna göre istikrarli yönetimlere, göreceli saglam kurumlara ve yurttaslarinin ihtiyaçlarina duyarli ve sorumluluklarini bilen elitlere sahip ülkeler, Çin’in yatirimlarina ve ihraç mallarina gösterdigi talebin gücünden yararlanacak. Bu arada Çin disinda Brezilya, Türkiye, Hindistan ve Vietnam gibi diger ekonomik güçlerden gelen hizla büyüyen yatirimlar da unutulmamali.
Sonuçta Afrika ülkelerinin çogu demokrasi olacak. Digerleri ise rüsvet yiyen diktatörlükler, savastan felç olmus devletler ya da bazi kirilgan demokrasiler olsun, kurumlarin zayif ve yozlasmis oldugu ülkelerde madenlerini Çin’e veya ihaleye giren baska bir yabanci yatirimciya satacak. Böylece yeralti kaynaklarini yerüstü zenginlige dönüstürmek için son sansini bosa harcamis olacak. Çünkü dogal kaynak zengini ülkelerin bugünkü basit maden çikarmanin ötesine geçmeyi basarabilmesi, ancak ve ancak kendi yurttaslarina yatirim yaparak ve yeni ekonomik faaliyetler yaratarak mümkün olabilir. Aslinda Afrika ülkelerinin durumu apaçik. Çogu Afrika ülkesinde kaynaklar hizla tükenirken esi benzeri görülmemis bir nüfus patlamasi yasaniyor. Su anki hizla devam ederse önümüzdeki 40 yil içinde Afrika ülkelerinin birçogunda nüfus katlanmis olacak. Buna paralel olarak demir, boksit, bakir, kobalt, uranyum, altin vb. cevherler büyük oranda tükenmis olacak. Ekonomilerini çesitlendirebilmis ve özellikle egitim ve saglik alanlarinda yurttaslarina yatirim yapabilmis ülkeler en azindan kalkinmayi denemis olacak. Bunu beceremeyenlerse neredeyse yasanmaz, cehennem gibi yerlere dönüsecek. Liberya, Sierra Leone ve Gine yakin zamanda demokrasiye geçmis ülkeler ama bozuk kurumlariyla asiri derecede kirilgan olduklari için bu denklemde acaba nereye oturacaklar?
Liberya için 19. asirda Amerika’nin Kara Kitanin insanlarina modern, Hristiyan ve demokratik bir örnek olmasi için tasarladigi bir ülke denebilir. Buna karsin, geçen sürede çok az gelisme yasandi ve 1930’larda kötü halde olan ülkenin gidisati sonunda sefalete dönüstü. Siyasi çalkantilar ve ekonomik sikintilar sonucunda çikan iç savas, nüfusun yaklasik %10’ununa denk çeyrek milyon insanin ölümüne neden oldu.
Dünyanin pek çok yerinde esnaflik ve küçük isletmeler, fakir ve egitim düzeyi düsük olanlar için yükselmenin sosyoekonomik merdivenin en temel alt basamaklari olarak görüldü. Fakat Afrika’da durum farkli çünkü sektör, halihazirda sermaye avantajina, ticaret aglarina sahip olan uzaklardan gelen göçmenlerin elindeydi. Dükkanlarin çogunu isleten Lübnanlilara sirasiyla Güney Asya’da gelen Hindular ve Müslümanlar, Israilliler ve simdi de Çinliler katildi. Fakat dünyanin en büyük ekonomisine sahip Çin’in denkleme dahil olmasi da mevcut durumu Liberya lehine degistirmedi.
Baskent Monrovya’da gene bir Lübnanlinin islettigi otelde gecesine 150 dolar ödeyip, bu bedelin sunulan imkanlara degmedigine kanaat getirdigimden, görüsme yapacagim otel sahibi Çinlilerden birinin günlügü her sey dahil 100 dolar olan oteline yerlestim. Afrika’da tanistigim Çinli göçmenlerin çogu gibi çok siki çalisip her seyi kendi kendine yapmis olmasiyla övünen Li Jiong, hiçbir cazibesi olmayan ikiz villalari otele dönüstürmüs, küçücük odalari Liberya’ya yolu düsen Çinlilere kiraliyor. Müsterileri genelde Çin’in tüm dünyada Çinceyi yayginlastirmak için kurdugu Konfüçyüs Enstitüsü’nün yerel merkezinde görev yapmaya gelen ögretmenler ya da insaat isçileri. Li, Liberya’da Amerikalilarin verdigi paralarin asla halka ulasmadigini; bu yüzden Çin devletinin para dagitmak yerine insaat yaptigini söylüyor. “Bir ülkede issizlik oraninin %80 olmasi ülkeyi yönetenlerin hiçbir sey bilmedigi anlamina gelir. Liberyalilarin çogu günde bir ögün yemek yiyebiliyor,” diye anlatiyor ama çalisanlarinin sadece 3’ü Liberyali. Yakinda kereste isine girmeyi planliyor ancak buradaki agaçlarin kesilmesiyle yagmurlarin kesileceginin ve Liberya topraklarinin da kuzeyindeki araziler gibi çoraklasacaginin bilincinde degil. Örnegin, asiri kesim nedeniyle 35 yil önce sekoya ormanlariyla kapli olan Fildisi Sahili ve Gana’da bu agaçlarin nesli tükendi.
Kendi tabiriyle eskiden köylü, simdi ise son model bir Mercedes ile dolasan bir yeni zengin olan Li, Gbarnga kentinde Çin devletinin açtigi tarim okuluna gidecegimi duyunca, “O egitmenler hükümetin adami, bizim gibi siradan Çinliler degil,” diyerek Çin devletini sürekli propaganda yapmakla elestiriyor. Adaletin yetersizliginden, haksizliklardan, Çin’in yükselen ekonomisinden ve gelecek vaatlerinden bahseden oldu ama jeopolitik açidan Çin’in adimlarindan söz eden hiç olmamisti. Böylece, ilk kez, Çin’in Bati’dan farkli olarak baskin olmayan yeni bir güç oldugunu, gelismekte olan ülkelerin sahici ve samimi ortagi oldugu resmi söylemini sorgulayan bir Çinli   ile de tanismis oldum. Li beni randevulastigim Çinli doktorun klinigine birakirken Afrika’da klinik açan Çinli doktorlara güvenilmeyecegini de ekliyor.
Ellili yaslarda tiknaz bir adam olan Doktor Dai’in klinigi genellikle elçiliklerde, BM ofislerinde ve STK’larda çalisan yabancilarin oturdugu bir mahallede. O da Li’nin arkasindan kalitesiz mal satan Çinli isadamlari yüzünden Çin’in namina leke sürüldügünü söylüyor. Aslina bakarsaniz ikisi de Çin’den kalkip bu yoksul ülkeye gelmis, kendi kismetini arayan insanlar ama ikisi de önyargili bir sekilde ve farkinda olmadan birbirini ayni konuda elestiriyor.
Tembel ve pis olduklarini düsündügü için klinikte yerlileri çalistirmayan Dr. Dai, bunun irkçi bir tutum oldugu zannedilmesini istemiyor. Siyah çalisani olursa beyaz hastalarin klinige gelmeyecegini söyleyerek durumu kurtarmaya çalisiyor. Batili STK’larin çalismalarindan hayranlikla bahsederek kendisinin de kitada hayirli isler yapmak istedigini ekliyor. Kitanin sitma, sarihumma, dizanteri gibi fakir dünya hastaliklariyla bogustugunu ve yasam kalitesini yükseltmeye çalisan Batili yardim kuruluslarinin çabalarini takdir ettigini söylüyor. Tuhaftir ki hem Li hem Dai hemserilerinin Afrika’da para yapma tutkusunu hakir görüyor olmasina karsin, aslinda kendilerinin buraya gelis amaci da hiç farkli degil. Hastalarin çogu beyaz, zaten muayene ücretleri de Liberyalilarin karsilayabileceginden çok yüksek. Dai da ormanlari ve kaynaklari bol oldugu için Afrika’nin eninde sonunda kalkinacagi görüsünde. Afrika’da pek çok kaynak zengini ülkenin fakir kalmis olmasindan dem vurdugumda ise Afrika’nin daha çok yardima ihtiyaci oldugunu vurguluyor.
Ülkenin durumuyla ilgili daha çok bilgi almak için savas yillarinda Insan Haklari  savunucusu olarak tanidigim, ardindan kabinede görev yapmis olan eski arkadasim Tiawan Gongloe ile bulusuyorum. Lübnanlilar Çinliler konusunda Liberya hükümetini daha önce uyarmis. Amerikalilar da Çin’e dikkat etmelerini ögütlediginde onlara da Çinlilerin yatirim ve istihdam yarattiklari sürece Afrika’da hos karsilanacaklarini vurgulamis. Bakan olur olmaz ilk isi 30 yildir yabancilara 450 dolara sabitlenmis olan çalisma izni bedelini 1000 dolara yükseltmek olmus. Yönetimin eskisine göre daha iyi oldugunu söylüyor. “40 yildan sonra insanlar ilk kez rahatça düsüncelerini ifade edebilecek, istediklerini yayinlayabilecek kadar güvende hissediyorlar. En önemlisi umutlu hissediyorlar.” Ancak bana anlatilanlardan yola çikarak benim gördügüm tablo ise daha karamsar. Halk azgin bir yozlasma içindeki hükümetin idari konulardaki köhneliginden bikmis usanmis. Azat edilen Amerikanli kölelerin soyundan gelen küçük bir eliti simartmaya devam eden yeni yönetim, halki hiçe sayan eski aliskanliklari sürdürüyor.
Gongloe’ye göre Çinliler is bitirici olduklari için diger yabancilari korkutuyor. Mesela Avrupali ya da Amerikalilar yardim edeceklerini söylüyor ama önce degerlendirme ekibi göndermeleri gerekiyor yani her defasinda uzun bir bürokratik süreç devreye giriyor. Çinliler ise fizibilite çalismalariyla zaman kaybetmek yerine gidip isi yerinde hallediyor. Çinli sirketlerin çalisma vizesi almak için türlü dolaplar çevirdigi isçilerle ilgili ne düsündügünü sordugumda ise söyle yanitliyor. “Kamu projeleri, egitim gibi alanlar disinda niteliksiz yabanci isçiler için muafiyet yok. Bizim insanimiz Çin mutfagini bilmedigine göre Çinli sirketlerin Çin’den asçi getirmeleri de gayet normal. Çinliler isleri böyle yürütüyor. Üstelik Çinli insaat isçileri mobilya yapmayi da tarim yapmayi da biliyorlar.”
Gbarnga’da bulunan Merkezi Tarim Arastirma Enstitüsü’nü ziyarete gittim. Ekip yöneticisi Li Jinjun, Liberyali çiftçileri egitmeyi, onlara kendi kendilerine geçinmeyi ögretmeyi aklina koymus bir idealist. Yilda 300 çiftçinin egitilmesi planlaniyor. Amerikalilarin onca para harcadiklari halde burayi degistirmeyi neden becermediklerini bana sordugunda, verdigim cevap su: Ta uzaklardan gelip bir ülkenin kültürünü, ekonomik kosullarini degistirip dönüstürebilecek  bir ülke tanimiyorum. Bunun üzerine tüm ülkeyi degil bir kismini degistirmeye razi olduklarini belirtiyorlar. Li, Liberyalilarin dindarligindan konu açarak daha önce baska Çinli göçmenlerden  de duydugum benzer yorumlara giriyor. “Yiyecek yemegi yoksa her Çinli önce açligini düsünür, Tanri’yi düsünmez. ABD’ye gittigimde orada da kiliseler gördüm. Buradaki kiliselerden çok farkli. Burada sadece dans edip sarki söylüyorlar. Bagira çagira aglayip kendilerini yerlere atiyorlar; durmadan ayilip bayiliyorlar. Gözlerime inanamadim! Zaten bir Çinlinin 2000 yil önce yasamis birinin günümüzle nasil alakasi olabilecegini anlamasi güç. Bilge olarak kabul ettigimiz Konfüçyüs var bizim için ama onu tanrilastiracak kadar ileri gitmedik. 
 
Halk çalismak yerine hep BM’den yardim gelmesini bekliyor. Çogu çalip çirparak geçiniyor. Onlari suçlayamam tabii. Çünkü burada egitim yok. Hiçbir sey yok. Topraklarinin çok azini isliyorlar. Ama onlarin yerinde Çinliler olsa sorunlarini çözmek için kendileri ugrasir, devleti beklemezdi.” Yarim yüzyil önce 40 milyon Çinlinin devletin emirlerine uyduklari için açliktan öldüklerini hatirlatmak istememe ragmen, orada konuk olarak bulundugumdan tartismaya girmek istemedim. O tabloya bakacak olursak, su anda Çinlilerin ortak karakterini olusturdugu iddia edilen özelliklerden çok farkli. Çünkü hükümetler ve pazarlar önem tasir. Tarih ve uluslararasi kosullar da ayni derecede önemlidir.
Yüzyilin ortasina geldigimizde, kitanin nüfusunun ikiye katlanacagi zamani düsünelim. Giderek artan orta sinifiyla 2 milyar nüfusa sahip Afrika toplumu ile sayilari 1 milyari asan ve giderek zenginlesip küresellesen Çinli göçmenler arasindaki iliskinin dünyanin en önemli iliskilerinin basinda gelecegini varsayabiliriz. Afrika’nin nasil gelistigi, kaynak zenginligini nasil degerlendirdigi, krizleri ve zorluklari atlatmasina kimlerin yardim ettigi, savas, yoksulluk, kurum kurma ve güvenlik saglama gibi alanlarda kimin rehberligini izledigi gibi pek çok unsur, halen küresel bir oyuncu için ketum görünen Çin’in daha yüksek bir mertebeye ulasmasina bagli. Belli ki Afrika’da görev yapan Çinliler bu kadar ileriye dönük düsünmüyorlar. Üstelik ne fazla saf olduklarini düsündükleri Afrikalilarla ne de çevre kosullariyla ilgili yeterince bilgili degiller. Kendilerine olan inançlarina ise diyecek yok. Aslinda onlarda gayet saf bir sekilde fazlasiyla iyimser düsünüyorlar. Çabucak etki yaratma düsüncesiyle kendilerine hedefler koyup Afrika’yi kesfediyorlar. 1980’lerde ayni yörede yillarca doktorluk yapan babami düsünüyorum. Ülkede ulusal çapli bir saglik hizmeti sistemi kurulmasina yardim ediyordu. Cuttington Üniversitesi bünyesinde saglik ekiplerinin tasraya göreve gönderilmek üzere egitildigi bir programin basindaydi. O zamanlarda olumlu örneklerin gücü sayesinde bir seylerin yavas yavas degisebilecegi ve insanlarin yasamlarinin gelistirilebilecegi umut ediliyordu. Yillar sonra Çinli ekibin de ayni üniversite ile ortak egitim çalismalarina giristigini duyduguma sasirmamistim. Ertesi sabah yemyesil bir vadiden geçip Çinlilerin insa ettigi sulama kanallarinin ve arklarin bulundugu ovaya dogru ilerlerken, önümüzde uzanan manzara sahaneydi. Bereketli topraklar dogru yöntemlerle islenmeyi bekliyor gibiydi.
GINE
 
Onlarca yil süren diktatörlük rejiminden ve kabus gibi kötü yönetimden kurtulali çok olmayan Gine’ye ziyaretim umut verici basladi. Baskent Conakry’de kaldigim otel ucuzdu ama odada Internet, TV, klima vardi ve hepsi çalisiyordu. Yerel kanalda demokrasinin önemi ve hukukun üstünlügü hakkinda bir program yayinlaniyordu. Gineli aydinlar, Çin Uluslararasi Fon inisiyatifi yöneticilerinin Çinli liderlerle üst düzey iliskide oldugu ve buna bagli olarak fonlarin Çin’in Afrika’da yürüttügü büyük operasyonun bir göstergesi oldugu kanaatinde. Afrika’nin  dilenci kita olarak taninmasindan yakinip Çin’e bagimliliktan endise ediyorlar. Sonuçta yakin zamana kadar ülkenin basindaki cunta rejimiyle de çalismayi sürdürmüs olan Çin’in demokrasi ve insan haklari konularinda çok dikkatli olmadiginin farkindalar. Çin’e verilen ihalelerin seffaf olmadigindan, projeler sirasinda bilgi ve uzmanlik aktarimi gerçeklesmediginden sikayet ediyorlar. Çinli müteahhitler ve diplomatlara dertlerini anlatmak isteyen sivil toplum örgütleri “gidin cumhurbaskaninizla ya da basbakaninizla konusun, anlasmayi yapan onlar” cevabini aliyorlar. Aslinda Gineli toplum gönüllülerinin sikintilari tüm kitada kendini tekrar ediyor. Çin devletinin kendini ortaya atmak istememesi nedeniyle her sey özel yatirim adi altinda yapiliyor. Örnegin Çin’in anahtar teslim proje olarak taahhüt ettigi zaten 5 yil sonra çürüyecek bir altyapi insaatinda malzeme, isgücü, teknoloji hepsi Çin’den getirildigi için ülke ekonomisine katkisi yok. Üstelik Gine, Fransa’dan ayrilip bagimsizligini kazandigindan beri ülke liderlerinde saray  yaptirma gelenegi var. Fakat Çinliler insa ettikleri binalarin bakiminin nasil yapilacagini asla ögretmedigi için neredeyse ampul degistirmeye bile hala Çinliler çagriliyor. Günün birinde Afrika halklari Çin’in dostane olmadigini düsünmeye baslayabilir. Bunun da zamanla Çinlilerin  çikarlarini tehlikeye sokacagi süphesiz.
Çin müdahale etmemek adina demokrasi, insan haklari ve seffaflik konularina sessiz kalmaktan vazgeçmezse, dostluk iliskileri bozulabilir. Gine’nin kirkli yaslardaki Isbirligi Bakani Sano da ayni fikirde. “Bana göre normalde dostunuzun size gidisatinizda neyin iyi neyin kötü oldugunu söyleyebilmesi gerekir. Gene de Çin’in su ana kadarki yaklasimini anliyoruz. Kendine pazar ariyor. Kredi verip sirketleriyle çalismanizi istiyorlar. Çinli sirketlerle is yapmaya basladiginizda da karsilik talep ediyorlar. Çok akillilar. Son dönemde Gine ile iliskileri hizlandirmak için 39 milyon dolar hibe çikaran Pekin yönetimi ayrica Conakry toplu ulasimina otobüs filosu bagisladi. Bunlar bir bakima rüsvet olarak da görülebilir.”
Daha önceleri, özellikle Çin ile köklü iliskileri olan Afrika toplumlarinda en egitimlisinden en cahiline Çin karsiti bir söylemle karsilasmak çok nadirdi. Oysa günümüzde Afrika’da Çin’in imaji giderek zenginlesen, piyasalari yönlendiren doymak bilmez bir ejderha adeta. isgücünü yurtdisindan getirdigi, ucuz mal sattigi, kanunu çignedigi, yozlasmayi besledigi ve en kötüsü berbat yönetimleri güçlendirdigi için toplumda Çin’e duyulan hinç artmakta. Aslinda bunlardan bazilari yeni zengin bir dünya gücü olma yolunda ödenen bedeller. Basarili olma hedefiyle ilerlerken beklenen bir sonuç olarak da degerlendirilebilir. Bu elestiriler, ABD’nin gücünü dünyanin uzak köselerinde hissettirmeye basladigi dönemin yaklasimini andiriyor. Afrika’da yönetimler genelde etnik veya bölgesel tabana dayali ya da ülkelerini fütursuzca soyup yagmalayan baskanlik zümrelerine bagli. Dolayisiyla Çin’in disislerini devlet devlete iliski olarak kavrayisi eninde sonunda kendi çikarlarini riske atacaktir.
 
 
SIERRA LEONE
Çinliler Sierra Leone piyasasina girmeden önce perakende sektörü, devlete mal tedarigi, okul kitaplari, vs. ülkenin modern tarihinde kar edilen hangi is kolu varsa 1890’larda ülkeyle ticaret yapmaya baslayan Lübnanlilarin kontrolündeydi. Dövizciyi de süpermarketi de Lübnanlilar isletiyordu. Geçmiste çok iyi ihaleler alarak karayollarini yapan Italyan ve Senegalli sirketleri hiç de memnun etmeyecek biçimde Çinliler baskent Freetown’da insaatlara basladilar. Aslinda amaçlari çökmüs durumda olan madencilik sektörünü yeniden canlandirmakti. Demir, rutil, titanyum gibi sanayide kullanilan birçok maden yataginin üzerinde oturan ülkede savas sona erdiginde Çinli göçmenler maden ihalelerine girmeye çoktan hazirdi. Sehre yeni bir liman yapilmasi, havaalaninin yenilenmesi, yeni bir demir cevheri tesisinin kurulmasi buna dahildi. Fakat Frank Timis adinda Romen asilli bir is adami Çinlilerden daha hizli davrandi. En önemlisi de bu hikaye, Sierra Leone gibi savastan çikmis yoksul Afrika toplumlarinin yozlasmis ve yapilandirilmamis ortamlarinda dönen oyunlari yansittigi için anlatilmaya deger.
Transilvanya’da büyüyen ve 16 yasinda eski Yugoslavya topraklarini yürüyerek geçip Italya’nin Trieste limanina varan, oradan da gemiye binip Avustralya’ya siyasi siginmaci olarak giden Timis bir altin ve elmas madeninde çalismaya baslamis. Kisa sürede proje sefligine yükselmis. Ardindan kendi isini kurarak Bati Avustralya’da giderek büyüyen madencilik sektörüne kazi ekipmani satmaya baslamis. 1990’larin basinda maden arama sirketi isletmeye baslamis. Bu dönemde eroin satisi dahil narkotik suçlardan üç kez tutuklanmis. Romanya’da komünizmin çöküsünden 7 yil sonra yurduna dönen Timis, Romanya hükümetine yeni bir maden yasasi olusturulmasini önermis. Ülkenin beste birinde maden arama çalismalari yapmak için de özel izin koparmis. Yani öyle bir adam ki nereye giderse gitsin, pesinden ihtilaflar, yasal sikintilar, tatsiz söylentileri sürükleyen, namina süpheyle bakilan gene de yönetimdeki kodamanlara yanasmayi beceren biri. Ancak tüm bunlar her zaman dogru zamanda dogru yerde olmayi basarmasinin yaninda sönük kaliyor. Avrupa’da çesitli maden ve petrol sektörlerinde iyi para kazandiktan  sonra Timis yolunu 2004’te baskent Freetown’a düsürdü. Ortalama ömrün en kisa ve GSMH’nin  en düsük oldugu ülkelerden biri olan Sierra Leone’yi mücevher kutusu ve Afrika’nin Isviçresi diye tanimlamaya basladiktan sonra 6.6 milyon dolar yatirim yaparak karanlik bir elmas sirketinin hisselerinin çogunu aldi. Tüm ülke topraklarinin üçte birine esit olan toplam 25 bin km2’lik arazi üzerinde madencilik yapma hakkini aldiktan sonra Timis’in sirketi 2005’te Tonkolili’de demir yataklari buldugunu açikladi. 2008’de sirketin adini Afrika Madenleri olarak degistiren Timis’in kontrolündeki demir yataklarinin milyarlarca tona ulastigi tahmin ediliyor ve 2011 itibariyle dünyanin en büyük rezervine sahip oldugu düsünülüyor. Bu arada Timis, operasyonlarini yayginlastirmak ve kolaylastirmak üzere iki Çinli kamu sirketiyle ortaklik kurdu. Çin Demiryolu Malzemeleri ve Shandong Demir Çelik Grubu sayesinde yenilenen maden bölgesi demiryolu ve yeni liman sayesinde maliyet giderlerini sürüp ihracat kapasitesini artirdi. Bu defa Sierra NLeone’de bulundugum süre boyunca Timis’in hükümetten Çin sanayi için elzem olan demir kaynaklarinin kontrolünü Afrika Mineralleri sirketine devretmesi için Cumhurbaskanina Bai Koroma’ya el altindan 150 milyon dolar teklif ettigi konusuluyordu. Bu iddianin ne kadar dogru oldugunu bilemesek de, Timis’in ülkedeki basarisinin bayagi etkileyici oldugu tartisma götürmez. Sonuçta ihaleye giren Çinliler, yakin tarihin en büyük maden anlasmalarinda ikinci planda kalmak zorunda olacak ancak zaman içinde Afrika’nin ihmal edilmis bölgelerinde kendilerine yandas edinmeyi ve nüfuzlarini artirmayi ögrenmis olduklari kesin.
Freetown’da görüsmeye gittigim Bintumani otelini isleten Yang de Afrika’ya göç eden Çinlilerin çogu gibi toplumsal baskilardan kaçmak için vatanini terk etmis. “Mezun oldugun gibi ev alman, araba alman, evlenmen ve ailene katkida bulunman isteniyor,” diye dert yaniyor. Ilk olarak Zambiya’ya ardindan Sierra Leone’a gelen Yang, “Zambiya’dayken bir ülke nasil bu kadar düzensiz olabilir diye düsünürdüm, buraya gelince ise beterin beteri var dedim. Bir süreligine burasi para yapmak için idealdi ancak zamanla rekabet artti,” diye anlatiyor. Daha önce Lübnanlilarin hakim oldugu insaat piyasasi simdi Çinlilerin kontrolünde. Yang,  Lübnanlilarin Sierra Leone halkina 5-6 katina mal sattiklarini anlatiyor. Kendisi ise konut projeleriyle ilgili hükümetle görüsüyor ama bunlarin küçük ölçekli projeler oldugunu, oysa Çin’de çok daha büyük isler yapma sansi bulacagini söyleyerek yurduna dönmek istedigini belirtiyor.
1990’larin ortasinda yargisiz infazlar, tecavüzler, köle gibi çalistirilan insanlar, zorla militan yapilan çocuklarla dolu savas yillari sirasinda baslayan STK hareketleri sayesinde çatismalar bittigi gibi toplum için demokrasi ve kanunun üstünlügü kavramlari önem kazandi. Ancak ne toplumdaki farkindalik ne de çekilen onca eziyetten sonra hissedilen güçlü toplumsal katilim dalgasi uzun sürmedi. Umutlar azalinca dönemin iyimserligi gerçekçilige dönüstü. Halk bu kadar yoksul bir ülkede uygulanabilir ve basarili bir demokrasi yaratmanin uzun vadeli bir mücadele olacagini anladi. Pek çok STK temsilcisine göre ülkedeki demokrasi göstermelik. Mevcut yönetim de daha önceki hükümetlerden daha iyi oldugu söylenemez. Madenlerin göz açip kapayincaya dek bitip tükenmis olacaginin ve üretken yatirimlarla refah yaratmanin bir yolunu bulamazlarsa isin sonunun kötü biteceginin gayet farkindalar. Dünyanin en kirli ve en büyük isi olan elmas ticaretinden de tecrübe ettikleri gibi Sierra Leone halki, elde edilen zenginlikten yararlanamiyor. Çünkü hükümetler çalip çirpmanin yollarini bulmakla mesgul. Simdiye dek devlet yetkililerinin önlerine gelen anlasmayi bakmadan imzaladiklarini öne süren STK liderleri, hükümetin geri dönük olarak tüm sözlesmeleri incelenmesini kabul ettirmeyi basardi. Madencilik yasasinin yeniden düzenlenmesi gündemde. Artik insanlarin özgürce konusabilmesi ise ülkedeki en büyük gelisme olarak degerlendirilebilir. STK’lar genel olarak seffaflik pesinde ve egitime agirlik verilmesi için yönetime baski yapiyorlar. Devlet yetkilileri ya sirketlerle nasil bas edeceklerinden habersiz ya da öylesine yozlasmislar ki ceplerini doldurup kanunun çignenmesine göz yumuyorlar. Çinlilerin çalisma seklini tuhaf bulan STK liderleri, Çinlilerin asla kamuoyunu önemsemedigi, sivil toplumu umursamadigi, uluslararasi kurallari ve demokratik ilkeleri hiçe saydigi görüsünde. Bu durumdan en çok nasibini alan da demir, petrol ve kereste ticareti. Sürekli Afrika’nin yozlasmis hükümetlerine azar çeken Bati’ya bir alternatif olarak görülen Çin gerçek yüzünü gösterdigini düsünüyorlar. Bati ile Çin’in arasinda kalan ülkenin içinde bulundugu durumu asagi tükürsen sakal yukari tükürsen biyik seklinde yorumluyorlar.
Green Scenery (Yesil Manzara) STK baskani Joseph Rahall ülkenin karanliktan çikip aydinlik günlere kavusacagina dair ümidini yitirmeyenlerden. Görüsmemiz sirasinda önemli bir konuya kitanin fitratinda olan bir soruna parmak basiyor. “Kitada süregelen demokratiklesme serüveninin ilk evresinde seçimle ilgili politikalarin ulus insasiyla pek bir alakasi yoktu. Bunun yerine liderlerin çogu, kendilerine nasip olan 4 – 8 ya da 10 yillik iktidar süresince kendi bogazlarini beslemekle yetindi. Her Afrika ülkesinde görülen bu sorun, çok daha eski ve temel bir problemin üzerine eklendi. Kamu hizmetinde çalisacak deneyimli ve uzman insanlarin noksanligi, etkin bir ulusal kalkinma stratejisi olusturabilmenin önünde engel teskil eden en temel sorun. Hükümet politika olusturmaktan aciz. Müzakere etmeyi, isleri takip etmeyi beceremedigi gibi uygulamayi da beceremiyor. Esasen her konuda zayif. Bunun nedeni de insan kapasitemizin olmayisi.”
 
Bir zamanlar ekonomisi Lübnanlilarin elinde olan ülkede yeni oyuncular devreye girdikçe islerin daha çok karistigi kesin. Yolsuzluga karsi kurulan komisyonun baskani Kamara’nin açiklamalarina göre son yillarda devlet düzeyindeki yozlasmalara yönelik açilan sorusturmalarin haddi hesabi yok. Mesela Çinlilere Bati Afrika açiklarinda asiri miktarda balik avlama izinlerini veren denizcilik bakani ve satin alma yolsuzluguna imza atan saglik bakaninin hüküm giymesini saglamasi önem tasiyor ama maden çikarma ve toprak kullanimiyla ilgili devletin en üst düzeyinde dönen dolaplarin yaninda devede kulak kaliyor. Kamara devletin kendi eliyle ülkeyi esir etme tehlikesine dikkat çekiyor. Hiçbir anlasmanin kanunun üzerine geçmemesi için ugras veriyor. Fakat isi zor çünkü çabalari yüzünden Kamara’ya karsi düsmanca tavirlar besleyen  sadece yabancilar degil, cumhurbaskanligi ve meclisten de bazi kisiler de husumet gösteriyor. Ancak bunun nedenlerini anlamak güç degil. Zira zihniyet degismedikçe hukuk araçlarinin eski tip devlet anlayisi, adam kayirmalar ve yolsuzluklarin üstesinden gelebilmesi pek mümkün olamiyor.
Belli ki Sierra Leone halki için sadece kendi menfaatleri pesinde kosan Lübnanli  patronlar, yeni gelen Çinli isadamlari, çok uluslu büyük sirketler ve ansizin ortaya çikan Frank Timis gibi parali güçlerle mücadele etmekten ve hukukun üstünlügünü saglamaktan baska çare yok.
MALI
 
Çin’in Afrika ülkelerinden bazilarina daha yogun ilgi göstermesinin nedeninin, sahip olduklari dogal kaynaklar oldugunu bilmek Çin ile ilgili “agresif tavirli yeni süpergüç” seklindeki basmakalip düsüncelerimizi besliyor. Yeryüzündeki maden yataklarini bloke etmek için her seyi yapabilecegini düsündürtüyor. Fakat orta ölçekli bir altin endüstrisinden baska kayda deger madeni bulunmayan Mali bile Çin’in ilgisinden mahrum degil. Dünyanin en fakir ülkelerinden olmasina ragmen, onurlu ve istikrarli bir demokrasi olmayi yillardir sürdüren Mali, kit kaynaklara ve çogunlukla Müslüman nüfusa sahip bir ülke. Simdiye dek dis güçlerden zorla yardim alma gibi bir dis politika benimsedi. Mesela Islam dayanismasinin göstergesi olarak Suudi Arabistan’a büyük bir köprü yaptirildi. Mali’nin Islami terörizmin yayilmasini önlemek üzere Amerikan ordusu ile isbirligi yapmaya istekli olmasi ve örnek demokrasisi ABD’nin cömert bagislarina neden oldu. Bu arada bu durumu kiskanan eski sömürgeci güç Fransa digerlerine yetismek için ekonomik yardimini katladi. Son zamanlarda ise isler karisti. Nüfuzunu artirmak için ülkeyi hediyelere bogmus olan Kaddafi, idari ofis binalari insa ettirdigi açilisi yapilamadan devrildi. Ardindan ülkenin kuzeyinde ayaklanan Malili isyanci gruplar, seriat getirmeye kalkti. Çok geçmeden ülkenin seçilmis hükümeti, genel seçimlerden az önce subaylarin yaptigi bir darbeyle devrildi. Bir zamanlarin Fransiz Sudan’i 1960 yilinda bagimsizligini kazandiginda daha, sinirli bir nüfusa ve güce sahip Fransa’nin emellerine ulasamayacagi belli olmustu ama Ocak 2013’te Islamcilari bozguna ugratmak ve Mali’nin toprak bütünlügünü korumak için Fransa duruma müdahale etmeden duramadi. Baska bir açidan bakacak olursak, 2011’de Kaddafi’nin devrilmesi sirasinda onbinlerce Çinlinin Libya’yi terk edebilmesi için gemi gönderen Çin’in de ileride menfaatlerinin kök saldigi yerlerde meydana gelen acil durumlara müdahale etme ihtiyaci duyacagini öngörmek isten degil.
Eskiden ufacik bir yer olan baskent Bamako, Afrika’da en hizli büyüyen sehre dönüstü. Hepsi  Çinli sirketlerin eseri olan muazzam genislikte bulvarlari, devasa trafik kavsaklari, insaat sahalari dünyanin en hizli büyüyen altinci sehri konumunda. Öncelikle dikkat çekici bir elçilik binasi insa ettiren Çin’in Mali’ye son dönemde yaptigi en büyük yatirimlardan biri de Nijer Nehri üzerine kurulan üçüncü köprü ve onun baglandigi hastane kompleksi oldu. Çin’in yumusak güç olma yolundaki niyeti, köprü geçislerini ücretsiz yapmasindan da anlasilabilir.
Afrika’nin diger yerlerinde oldugu gibi Çin etkisi, Mali’de de borç veya hediye verilmis olsun fark etmez Çin’in finanse ettigi projelerle basladi. Kontratlari biten sirketler, piyasada kalmaya devam ederek Dünya Bankasi ve Afrika Kalkinma Bankasi gibi kuruluslarin insaat ihalelerine en düsük tekliflerle girmeye basladi. Irili ufakli Çinli sirketler, kah nakliye masraflarinin amorti edilmesinden kah ithalat vergisi imtiyazlarindan yararlanarak çokuluslu sabit pazari adeta ele geçirdi. Küçük otel isletmeciligi, toptan ve perakende ticaretinde aktif olan Çinli göçmenlerin sayisi günden güne artti.
Kitada nüfus artisi en yüksek olan Mali’nin günümüzde 15 milyon olan nüfusunun yüzyil sonuna gelindiginde 80 milyona çikacagi öngörülüyor. Bu tahminler, ciliz topraklardan ve yagis kitligindan mustarip bölgede %30’larda seyreden okuryazar orani da göz önüne alindiginda yeni bir sefalet yasanacagi anlamina geliyor. Bu olagandisi büyümeye bagli olarak hizla kentlesmeye devam eden Mali toplumunda mühim bir orta sinif meydana çikmaya basladi. Bunu firsat bilen Çinli insaatçilar kollari sivadi. Çinli sirketler de kitanin her yaninda farkli uluslardan yabanci sirketlerin kanunu atlatip genis araziler veya degerli kaynaklar üzerinde kontrol saglamak için kullandigi benzer yöntemlere basvurarak resmi yetkililere, yerel liderlere rüsvet veya hediyeler vermeyi ihmal etmedi. Son yillarda Çin’in Mali’ye verdigi borçlar 200 ile 500 milyon dolar arasinda. Bu meblag elde edilen çikarlarin insaat sektörünün çok ötesinde oldugunu gösteriyor.
BM Insan Haklari izleme komisyonunda çalismis olan bir arkadasim Tiebile Drame ile bulustugumda ülkesinde islerin ne kadar gelisigüzel idare edildiginden; yakin olmalarina karsin  ne Arap Dünyasiyla ne de Uzakdogu ülkeleriyle ilgili herhangi bir politikalari olmadigindan yakiniyor. “Ikinci ve son dönemini bitirmek üzere olan cumhurbaskani Amadou Toumani Toure’nin Çin ile iliskileri gayri resmi bir sekilde sahsen yürüttügünü anlatiyor. Zamanla kamuoyu muhalefeti nedeniyle hükümet frene basmak zorunda kalmis olsa da, yakin çevresinin de Pekin ile iliskilerden nemalandigi biliniyor. Ona göre Çin’in motivasyonu Mali’de insaat yapmaktan ziyade tarim arazilerini ele geçirmek. Devlet, arazileri Çinlilere sattigi için köylüler zorla yerinden ediliyor.
Afrika kitasi dünyada islenmemis ekilebilir arazilerin %60’ina sahip. Bazi elestirmenler Çin’in Afrika’daki tarim arazilerini ele geçirecegine dair alarm verirken, Çin’in bu alanda en büyük yatirimcilardan olmadigini; diger Batili güçlerin çoktan Afrika topraklarina göz dikmis oldugunu unutuyor. Bu elbette Çin’in Afrika’nin tarim arazilerine ihtiyaci olmadigi ya da amacinin kontrol edebildigi kadar topragi kontrol etmek olmadigi anlamina gelmez. Çin dünya nüfusunun % 20’sine sahip ancak tarim arazilerinde bu oran yalnizca %9. Ekilebilir arazi bakimindan Çin’den daha kötü durumda olan diger ülkeler Misir ve Banglades. Dev insaatlar, hava kirliligi ve erozyon Çin’in topraklarini tüketmeye devam ededursun, Çin’deki yasam standardi yükseldikçe 2025’e gelindiginde gida gereksinimi günümüz dünyasinin açik pazarinin sunabileceginden çok daha fazla artmis olacak. Bu açidan bakilirsa, Çin’in yapabildigi her yerde yogun bir gida üretimine geçmesi büyük olasilik.
Amerikali diplomatlarin bu konuda ne düsündügünü ögrenmek için Amerikan elçiligine görüsmeye gittigimde, en basitinden Amerikali insaat ve hizmet sirketlerinin Afrika’da is yapmak için rekabet etmeye istekli olmadiklarini ögrendim. Birçok zengin ülkenin yaptigi gibi ABD de onyillar önce, projenin teknik sartlari yerine getirildigi sürece ülkelere yapilan kalkinma yardimlarinin nereye harcanacagina karismamaya basladi. Bu oyuna yeni giren Çin ise kar gözeten bir yaklasima sahip. Altyapi çok önemli ancak tüm sorunlarin çözümü degil. Altyapi projeleri hükümetlerin önceliklerini yansitiyor ancak bir ülkenin kalkinmasina yönelik en iyi tercih olamaz. Insaat projeleri büyük ve görünür olduklari için hükümetler için öncelik tasiyor. Iktidarda kalabilmek için bu tip somut projelerden kendilerine pay çikariyorlar. Mali Cumhuriyeti dünyada çok ülkede olmayan bir sansa sahip. Nijer Nehri’nin dogal seyri sayesinde pirinç yetistirmeye elverisli milyonlarca hektar tarim arazisini sulama potansiyeli var. Maalesef su anda sadece 60 bin hektar kullaniliyor.
Kitanin diger tarafinda bulunan Etiyopya’da ise tarim arazilerini büyük bir hevesle toplayan Hindistan da kar amaci gütmenin yaninda gelecek için gida güvenligini saglamaya çalisiyor. Öte yandan Pekin yönetimi kitada 100 milyon Çinliye istihdam yaratma pesinde. Böylece Çinli issizler is bulurken, Afrikalilar da tarimsal ürün yetistirmeyi ögrenecek. Yakin zamanda dünyanin en büyük ekonomisine dönüsecek olan Çin’de milyonlarca insan daha rahat bir hayat istiyor. Çin toplumunun büyük ölçekli planlama ve mühendislige inanan ve müthis sabirli bir uygarlik oldugu düsünüldügünde, gelecekte insanlarini nasil besleyecegini acilen garantilemeye çalismasina sasmamak gerek. 1990’larin sonunda tarimsal üretimin azalmasi nedeniyle özel yatirimcilar arayan   Mali   hükümetinin kapisini   ilk   çalan   Çinlilerdi. Çinliler   Mali   Deltasinda sessizce konuslandigi verimli topraklardan istifade etmek için dogru zamani bekleyedursun, gidisati dünya gida stoklari ve fiyatlari belirleyecek. Nakliye masraflarini hesaba katinca, Çinli liderlerin en yakin limana binlerce kilometre uzak olan Mali’de yetistirdikleri pirinci Çin’de satmak için yatirim yapacagini düsünmek zor. Ancak Afrikalilara ve kitada yasayan Çinlilere pirinç satacaklarina süphe yok. Böylece Çin yurtiçi tüketimi için kazanç saglamis olacak. Üstelik Afrika hükümetleri üzerindeki nüfuzunu daha da artirmis olacak.
Afrika’da Çinli göçmenlerin gelisine kurban giden sektörlerden biri de tekstil endüstrisi. Popüler Afrika desenleri taklit eden Çin kumaslari ucuz fiyatlariyla sektörü ele geçirmis durumda. Pek  çok yerde Çinliler insaat, endüstriyel yönetim, proje genel bakim islerini üstlenmelerine karsin Afrikalilara bilgi ve teknoloji aktarmadigi için yeni bir yerli Mali sanayii yaratmak için çok az imkan var. Bagimlilik üzerine kurulu bir kültüre dönüsme yolunda hizla ilerleyen Mali’nin girdigi bu çikmaz, illa ortada organize komplolar ya da kötü niyet olmasini gerektirmiyor. Yakalanan firsatlari yansitiyor. Bununla beraber bu emperyalizm kadar eski bir sorun. Aslinda bu noktada her iki tarafin kazanmasi söylemine kendini fena halde kaptirmis olan Çin’in de ortaya yeni bir sey kondugu söylenemez.
Mali’de görüsgüm seker plantasyonu sahibi Gao Yi 30’lu yaslarinda bir Çinli. Çin’in eskisine oranla daha özgür oldugunu söylüyor. “Batili ülkelerle karsilastirilamaz tabii. Ama ona bakarsan, pek çok Batili Çin’de yasam hakkinda yanlis fikirlere sahip muhtemelen. Çin Komünist Partisinin insanlarin her adimini izledigini saniyorlar. Amerika hakkindaki görüslerimiz gibi. Herkesin cebinde silahla dolastigini, her yerin tehlikeli oldugunu saniyoruz. Çin’de insanlarin Afrika hakkindaki görüsleri de ayni sekilde. Burada her sey karman çorman saniyorlar. Sürekli krizlerin yasandigi tehlikeli bir yer oldugunu düsünüyorlar. Bunun nedeni haberlerin sadece olumsuza, negatif olaylara odaklanmasi. Çinlilerin Amerikalilar hakkinda böyle düsünmesinin nedeni de  bu.”
Tüm bunlardan anlasilacagi üzere Mali’nin Çin’in gözünden kaçmasi mümkün olamazdi. Çin’in Afrika’ya akini, ders kitaplarina girecek bir yayilma örnegi. Afrika üzerindeki çikarlari Berlin Duvari’nin çökmesiyle sönen Batili ülkeler, dikkatlerini Dogu Avrupa’ya kaydirdi. Çünkü  oradakiler Bati Avrupa ile kökten baglari bulunan, okuma yazma bilen, egitilmesi kolay toplumlardi ve sermayeye susamislardi. ABD ise Ortadogu ve Güney Asya’da bir dizi savasla mesguldü. 2000’e gelindiginde hizla büyüyen hirsli Çin dünya sahnesinde göz gezdirip Afrika ile yeterince ilgilenilmedigini farketti. Kitanin sundugu madenler ve dogal kaynaklarin disinda hizla büyüyen pazarlari ve gelecekte Çin’in gida talebini karsilamasina destek olacak topraklariyla Çinliler için biçilmis kaftandi.
GANA
 
Bati Afrika’da orta ölçekte bir ülke olmasina ragmen, kitanin tarihi ve siyasetinde önemli rol oynamis olan Gana, 1957’de Ingiliz sömürgesinden kurtulan ilk Sahra-alti ülkesi. Gana toplumu, sömürgecilerin koydugu sinirlari kaldirip tüm kitayi birlestirmeyi öngören Pan- Afrikanizm hareketinin öncülerinden sol egilimli lider Kwame Nkrumah önderliginde hizla sanayilesmeyi umuyordu. 1961’de Volta Nehri üzerine baraj kuruldu. Afrika’da o zamana dek gerçeklestirilen en büyük kamu projesi olan Akosombo Baraji yeni gelismeye baslayan yerel sanayiye elektrik temin etmek üzere tasarlanmisti. Çok büyük ve maliyetli oldugu için elestirilen baraj halen Gana’nin enerji ihtiyacinin büyük kismini karsilamakta. Nkrumah’nin borç içinde sallanan ekonomisi ve giderek artan otoriterliginden sikilan halk birlesince 1966’da devrilen Nkrumah’in ardindan yönetimi muhafazakar sivillerle firsatçi ve beceriksiz subaylar ele geçirince ortalama gelir düzeyi üç kat düstü. 1980’lerde iktidara geçen genç tegmen Jerry Rawlings önce sol egilimleriyle ardindan ekonomide Bati’ya dönerek kitada büyük bir dalga yaratti ve geç de olsa demokratik yönetime geçilmesine izin verdi. Demokrasi geleneginin yerlesmeye basladigi 1992’den itibaren GSMH’sinda %5’i geçen artisla Gana, altin, kakao ve son dönemde petrol ihraç ederek hizla büyüyen bir Afrika ülkesi konumuna ulasti. Çin, diger Afrika ülkelerinde yaptigi gibi kredi ve yatirimlardan olusan bir anlasma paketi hazirlayarak Gana ile masaya oturdu. Ilkin Gana altyapi karsiliginda dogal kaynak verecek gibi görünüyordu. Çin daha önce de Kongo ve Angola ile benzer anlasmalar yapmisti. Ancak bu ülkeler petrol ve maden zengini olsalar da demokrasi pratiginden yoksundu. Çok daha dinamik olan Gana siyasi düzeninde ise kamuoyu gidisati farkli  ve tartismaya açik sekilde sagduyulu bir yöne çevirdi. Ülkede son dönemde baslayan ticari petrol üretimi dogrudan teminat olarak kullanilamayacak, Angola’da oldugu gibi havuz hesaba konacakti. Anlasmaya göre Gana, petrolünü uluslararasi pazarlarda satmakta serbest olacak ancak ödemelerini geciktirdigi takdirde, Çin yasal olarak üretimden kar payi alma hakkina sahip olacakti.
Aslinda Gana toplumu, ulusal karakterine yerlesik olan müzakere ve açik diyalog gelenegi sayesinde Afrikalilarin Çin’e bakis açisini çok iyi ifade ediyor. Yillarca Dünya Bankasi’nda çalisan, Ruanda’da soykirim sonrasi dönemde görev yapmis olan ve son olarak Liberya hükümetine danismanlik yapan dostum Edward Brown da ayni fikirde. Simdilerde kalkinma ve ekonomi alaninda bir düsünce kurulusu olan Afrika Ekonomik Dönüsüm Merkezi (ACET) bünyesinde ekonomik politikalar ve gelismeye yönelik konularda uzmanlik sunan Brown’a göre Gana, tüm Afrika ülkeleri arasinda en iyi konumda. Gelismekte olan dogal kaynak zenginliginden ve yeni ortak Çin’in saglam bir kalkinma politikasi gütmeye hevesli olmasindan faydalanabilecek durumda. Bunun sebebi olarak Gana’nin giderek saglamlasan demokrasisi, göreceli açik zihniyeti ve seffafliginin yaninda hizla büyümekte olan orta sinifi gösterilebilir. Fakat Brown Gana ile ilgili olarak saydigimiz tüm avantajlarina karsin, Çin ile iliskilerin sonucundan pek umutlu  konusmuyor. Üstelik dönemin Gana Cumhurbaskani John Atta Mills, tam o sirada Pekin’den 13 milyar dolarlik bir kredi paketiyle yeni dönmüs oldugu halde. Bu miktarin birkaç ay içinde resmilesen 3 milyar dolar degerindeki ilk partisi bile ülkenin bagimsizligini kazandigindan beri aldigi kredilerden çok daha yüksek. Örnegin Dünya Bankasi’nin bir kolu olan ve kitaya en çok borç veren kurumlardan biri olan Uluslararasi Finans Kurumu 2011’de tüm Sahra-alti ülkelerine toplam 2.2 milyar dolarlik kredi çikardi. Eslik eden prosedür ve bürokrasi de dikkate alindiginda, Bati’ya kiyasla Çin’den kredi almanin çok daha kolay oldugu da kendiliginden ortaya çikiyor. Dolayisiyla Afrika ülkelerinin yönetimlerinin küresel finans sisteminin klasik liderleri yerine Çin alternatifini degerlendirmesi gayet anlasilir.
Çin’in son dönemde Gana için ayirdigi yatirim paketi dogalgaz boru hatlarindan hidroelektrik santrallere çesitli projeleri kapsiyor. Brown’a bu konudaki yorumunu sordugumda  su cevabi aliyorum. “Bu tip paketlerle ihalelere Çinli sirketlerin girdigi düsünülünce esasinda Afrika tarafi için anlamli bir girdi içermiyor. Bakanliklarin da bu anlasmalari inceleme kapasitesi maalesef yok. Risk, finans ve maliyet-kazanç analizi gibi degerlendirmeler yapilmiyor dolayisiyla devlet bu meselede stratejik bir vizyon izleyemiyor. Yatirimlar büyümeye yol açacak mi? Toplumu dönüstürücü etkisi olacak mi? Üretkenligi artiracak mi? Tekstil gibi bazi sektörlerdeki gerilemeyi durduracak mi? gibi sorularin yaniti belirsiz.”
Hükümetin bütçe projeksiyonlarinda beceriksiz oldugundan yakinan Çinli müteahhit Zuo’ya göre Çinli sirketlerin ihalelere düsük fiyatla girmesinin nedeni isi almayi garantilemek. “Halihazirda isgücünü ve ekipmanini Çin’den getirmis olmanin yarattigi bir mecburiyet adeta. Yani daha fazla pazar payi istedigimizden degil, insanlarimiza is vermeyi sürdürebilmek için daha çok pazara ihtiyacimiz oldugundan.” Çogu zaten kamu sirketi olan yol insaat firmalarinin isçileri isten çikarmasi, Çin için ülke içinde daha büyük sorunlar yaratabilir. Projeyi kisa zamanda bitirmeye çalismak da kalitenin düsmesine yol açabiliyor.
Ekonomik Iliskiler adli bagimsiz bir düsünce kurulusunda uzman ekonomist olan Kwadwo Tutu benzer kaygilari dile getiriyor. “Ülkeler hayirsever olamaz. Tipki isadamlari gibi sadece kendi menfaatleri için çalisirlar ve eger kurallarinizi koymazsaniz sizi kandirirlar. Afrika ülkeleri için en güvenli yol kendileri için avantajli kosullar yaratmak üzere müzakere etmek.” Çin’in kazan-kazan sloganindan, zengin bir ülke degil de üçüncü dünyanin bir parçasi olmaktan dem vurmasiyla alay eden Tutu’ya göre bu söylemin gerçekle hiç alakasi yok. “Çin gelismekte olan bir ülke degil. Buna inanmak için aptal olmak lazim. Çinli yetkililer iklim degisikligiyle ilgili zirvelerde ayni savi öne sürdüklerinde çok kiziyorum. Öte yandan Gana gibi ülkelerin yatirima ihtiyaci var ve bu yardimi Batili ülkelerden alamiyor.” Gana’nin Çin ile iliskilerinde kendi kurallarini koyup koyamayacagini sordugumda, ülkenin geçmisinden bahsetmeye basliyor. “1960’larda sahane bir altyapimiz vardi. Özellikle demiryollari simdi berbat durumda. 1980 ve 90’larda yabanci yatirimlarin pesinde kostuk. Kosullari cazip hale getirdik. Oysaki çabalarimiz tarima yönelmeliydi. Su anda daha önce çikardigimizin on kati maden çikariyoruz ama karsiliginda aldigimiz ücret çok düsük. Madenciligin sosyal ve çevresel tüm etkenlerini denkleme katacak olursaniz elimize kalan %10’luk bir oran. Üstelik madenlerimizi de alip götürüyorlar. Istesek de 10-20 yil sonra gidip baska ülkeleri sömürecek sirketler olusturacak teknik ve girisimci bir zemin hazirlayamayiz. Böyle devam edersek, yeni kesfedilen petrol yataklari da tükenecek ve çocuklarimiza hiçbir faydasi olmayacak.”
Sonuçta ortaklari ister Çinli ister Batili olsun pasif taraf hep Gana oldu. Eskiden Dünya Bankasi’nda Gana temsilcisi olarak görev yapmis olan Albert Ossei, Afrika’nin bir kaldiraca ihtiyaci oldugu kanisinda. “Afrika ülkelerinin kendilerine yarayacak anlasmalar yapabilmesi için Çin ile tek baslarina müzakere etmeyi birakmalari gerek. 44 ülke bu konuda birlesirse, Çin ile yapilan anlasmalarin kosullari Afrika lehine degisecektir. Hatta kendi aralarinda ticareti gelistirecek altyapiyi bile Çinlilerden talep edebilirler. Çin’le iliskiler Afrika’nin Bati ile iliskilerinde de esitlik ve denklik saglamakta etkili olmali. Batili sirketler, Çinlilerden sikayet edeceklerine Afrikalilari yetistirip sirketlerinde daha fazla istihdam saglamalilar.”
IMANI adli düsünce kurulusunun kuruculari Kofi Bentil ve Franklin Cudjoe ile görüsmemizde konustuklarimiz da daha önce anlatilanlarla paraleldi. Çin devletinin soru sormadan para dagitmasindan hosnut olan Ganali elit kesimin Çin’i gelecegin anahtari olarak gördügünden bahsediyorlar. “Ancak soru sormasi gereken biziz. Çin yandasi ya da Çin karsiti degiliz. Yalnizca Çin iliskimiz ülkemize fayda saglasin istiyoruz. Bu da kendi kendine olacak  degil. Çin’in stratejisi var ama bizim yok. Bu yüzden bizden yararlaniyorlar. Kötü olduklari için degil biz akillica davranamadigimiz için,” diyorlar. Çin’in kitaya olan ilgisinin siyasi etkisine gelince, Pekin’in yatirimlarinin despot liderlere yaradigini ve aydinlarin susturulmasina yardim ettigini savunuyorlar. “Dogal kaynaklar tükeniyor ama insan kaynaklari gelismiyor. Artik Afrika’nin dünyanin kalaniyla yaptigi büyük takaslarda ne kazanip ne kaybettigini iyi hesaplamasi gerekiyor. Gün gelecek kaynaklarimiz tükenecek. Dogal kaynaklarimiza karsilik maksimum bedel ödenmedikçe insanlarimizi yetistirmemiz mümkün degil. Çin’in bize Bati’dan daha çok ihtiyaci var. Nüfusu yaslanan Bati’nin da insanlarimiza ihtiyaci var.”
Güney Afrika’dan sonra en büyük altin üreticisi olan Gana’da Çinliler yasal ve yasa disi yollarla altin arama faaliyetlerini sürdürürken ormanlari kesip dogayi civa ile zehirliyorlar. Çinlilerin rüsvet ve yolsuzluga meyilli oldugu ve daima ucuza kaçtiklariyla ilgili hikayelerin haddi hesabi yok. Mesela Çinlilerin insa ettigi Ulusal Tiyatro’nun birkaç yil içinde çatisi akmaya baslamis. Genellemek dogru olmasa da, Çinlilerle ilgili algi bu yönde ve saglam dayanaklari var. Güncel göstergelere bakildiginda Gana yeni kesfedilen petrol ve dogalgaz yataklariyla yükselise geçmis görünüyordu. Isgücü ve sanayii açisindan genç nüfusu, yerlesmis demokratik düzeni, sandiktan her defasinda farkli iktidarlarin çikmasi gibi nedenlerle ülkenin uluslararasi imaji o kadar olumluydu ki Obama Afrika gezisinde ilk olarak Gana’yi ziyaret etmisti. Büyük miktarda sermaye yatirmak üzere bekleyen Çin’den baska büyük yeni oyuncular da firsat kolluyordu. Böyle bir durumda egitimli kesimin ülkenin halinden memnun olacagini sanirsiniz ama durum pek öyle degil. Ne yaptigini bilmeyen, herhangi bir hedefi olmayan, vizyonsuz liderlerden kurtulmadikça ülkenin gidisatinin düzelmeyecegi kanisindalar. Yine de sivil toplum eylemcileri yilmadan çalismaya devam ediyor. Yönetimden daha iyi performans, hesap verebilirlik, açiklik ve dürüstlük talep ediyorlar.,
Demokrasinin fark yarattigina çok kez tanik oldum. Senegal’de degerli gayrimenkuller üzerine saibeli anlasmalarin iptalini; Zambiya’da madencilerin maaslarinin yükseltilmesini sagladi. Bu baglamda STK’larin rolü ve diyalogun önemi çok büyük. Ganali sivil eylemcilerin kazanimlarindan örnek vermek gerekirse baraj insaatina direnen köylülerden bahsetmeden olmaz. Kitada toplam 70 baraj projesine imza atan Çinli Sinohydro sirketinin insa ettigi Bui Barajini Çin’in Gana’da sürmekte olan en büyük projesi. Yap-Islet-Devret modelinin uygulandigi projede müteahhit sirket yatirim maliyetini çikarincaya kadar baraji isletecek. Çin’in kitadaki diger anlasmalarina benzer sekilde Gana maliyetin bir kismini kakao ile geri ödemek zorunda. Baraj nedeniyle bosaltilacak köylerde yasayanlari harekete geçirmek isteyen sivil eylemciler,yerel halki bilinçlendirerek, daha önce baska bölgelerde yerleri degistirilmis olan köylüleri çektikleri sikintilari görmeleri için turlar organize ederek haklarini aramalarini sagladi. 
 
Bunun basarilmasinda dürüst ve egitimli kabile lideri Bui Krali Wuo’nun degerli katkisi çok önemli. Gerek toprak anlasmalari gerek yönetimle yapilan müzakereler olsun Afrika’da köylülerin kandirilmasinda, haklarinin çignenmesinde çogu egitimsiz olan kabile liderlerinin payi büyük. Ne yazik ki kendi imtiyazlarini ve prestijlerini artirmak için parayla ya da hediyelerle kolayca manipüle edilebilir durumdalar. Basmakalip kabile liderlerinden oldukça farkli olan Kral Wuo gibilerin de hakkini vermek lazim. Üniversite mezunu, mükemmel Ingilizce konusan Bui Krali, devletin halki için daha iyi kosullar saglamasini garantilemis. Gana hükümeti ile yaptigi  anlasmaya göre Çinli müteahhitlerin Bui halki için konut, okul yaptirmasini saglamis. Köylüler tazminat da almislar ancak Kral Wuo baraj elektrik ürettigi sürece, kazancin yerel halkla paylasilmasinda israr etmekte yerden göge hakli. Sonuçta akli selim bir yönetici gelecek nesillerin hakkini da aramayi bilir.
TANZANYA VE NABIBYA
1970’lerde Mao yönetimi altinda insa edilen TAZARA demiryolu hem Çin’in kitayla olan dayanismasini hem de nüfuzunu artirma niyetini ortaya koymasi açisindan önemliydi. Ancak daha önemlisi, Çin’in tek bir hamleyle daha evvel ABD ve SSCB’nin baskin oldugu oyuna dahil oluvermesini saglamisti. Tanzanya deniz kiyisindaki ekonomi baskenti Dar’a baglanan yol sehrin kaderini degistirdi. Dar’da yasayan Çinlilerin sayisi her geçen gün artmakta. Simdiden küçük ölçekli ticareti ele geçirmis durumdalar. Hükümetin Çinlilere neden bu kadar hak tanidigini sorgulayan sendikalar yetkililerden yanit alamamaktan sikayetçi. Çinlilerin göçü gizlemek için hükümete çesitli yardimlarda bulunduklarini düsünüyorlar. Yasalari bilmezden gelen Çinlilerin isçilere sendika hakki tanimadigini söylüyorlar. Sartlar degismezse 10 yil içinde tüm Tanzanya ekonomisini Çinlilerin devralacagindan korkuyorlar.
Atlantik kiyisinda yer alan Namibya için Afrika’ya Çinli göçünün basati denebilir. Baskent Windhoek’e vardigimda otuzlu yaslarda bir isadamiyla bulustum. Hou Xuecheng beni arabasiyla alip Çinli isadamlari dernegine götürdü. “Çin’de kalsaydim bunlara asla sahip olamazdim,” diyerek bana park yerinde duran cip, son model bir lüks araba ve diger araçlarini gösterdi. Çiftçi bir aileden gelen Hou, patron olmak istedigi için anavatanini terk etmis. Karisi Çin’de kalmisSimdi Namibyali bir kadinla evli . Çinli göçmenler arasinda islerini kolaylastirmak için yerlilerle yapilan sahte evliliklere sik rastlaniyor. Çin toplumunun baskilarindan sikilip kaçanlardan biri  olan Hou, Çin’de acimasiz bir rekabetin hüküm sürdügünü anlatiyor. Nüfus kalabaligindan ne kamusal ne özel alanda yer kalmadigindan yakiniyor. Hava kirliliginin feci boyutlara ulasmasi, gida güvenliginin olmamasi da cabasi. Çin’in hizli büyümeyle ilgili nefes kesici hikayesini bilmeyen yok fakat ülkedeki gidisatin göçe yol açtigsüphesiz. Hou gibiler Çin’de basamaklari tirmanamayanlarin ya da yeterince yükselemedigini hatta ezildigini hissedenlerin sansini bir de Afrika’da denediginin somut kaniti.
Angola sinirina yakin Osikango’da kurulan Dragon City her seyiyle bir Çin kasabasi. Ejderha kenti anlamina gelen yerlesimin tapusu da Çinlilere ait. Geçmiste siyahlarin madencilik, bankacilik ve sigortacilik gibi sektörlerde çalisamadigapartheid döneminin acisini çekmis olan Namibyalilar, tecrübelerine dayanarak bu tip kasabalarin çogalmasini istemiyor. Aslinda Osikango gibi Çinlilerin ihracatini kolaylastiran sinir ticari bölgeleri, asirlar önce Avrupali güçlerin Afrika’nin bati kiyilarinda kurdugu ticaret merkezlerinden farkli sayilmaz. Sömürgeciligin henüz en basinda kurulan bu yerlerin amaci, Afrikalilarin yabancilarin yasam tarzi kadar parlak alet edavatlarina karsi istahlarini kabartip yeni pazarlar yaratmakti. Zamanla kredi ve borç vermeye basladilar. Tam gaz sömürgecilige geçis ise yerli halklarin din araciligiyla ideolojik açidan yumusatilmasini bekliyordu. Avrupalilarin sayisinin artmasiyla güç dengelerinde meydana gelen degisimler ve güvenligin arttirilmasi meselesi de ayni amaca hizmet ediyordu. Afrikalilar baslarina geleni anlayana kadar is isten geçmisti.
Çin’in izledigi yol da tamamen ayni degil ama çok benzer. Ülkelerine akin eden Çinli isçilerin ve tüccarlarin yasalara uymadigini, devlet adamlarinin Çinlilerin isteklerini yerine getirdiklerini gördükçe  yerli  halk  güçsüz  kilinmis  hissediyor  haliyle. Zaten  NaBibya’da kime sorsan ayni endiseleri tasiyor. Çünkü ülkeyi yönetenlerin vizyonu olmadiginin farkindalar. Çinlilerin menfaatine ülkeyi sattigi, yolsuzluk yaptigi için hükümeti, Çinlilerin hediyelere bogdugu siyasi eliti suçluyorlar. Aslinda Namibya’da çok siki olan çalisma yasalarindan Çinli sirketlerin adeta muaf tutuldugunu savunuyorlar. Wikileaks’e sizan ihale ve rüsvet olaylari, üst düzey devlet adamlarinin çocuklarina Çin üniversitelerinde verilen burs skandali, Çin devlet baskani Hu Jintao’nun yönetimindeki Nuctech sirketinin ihale skandali vs. Dahasi, tipki Namibya’nin iktidar partisi SWAPO gibi Afrika ülkelerinin çogu ülkenin kurtulus savasini kazanmis olan partilerce yönetiliyor. Yönetimler de Çin çikarlarina uygun biçimde davraniyor. Ayni sikayetler tüm kitada yankilaniyor.
SON SÖZ
Açikça ilan edilmemis de olsa Afrika üzerinde yumusak güç kurmaya yönelik bir küresel yaris oldugunu kavramak zor degil. Amerikalilar, Afrikalilari tutum ve degerleri yüzünden sürekli sindiriyorlar. AIDS’e karsi korunma, aile planlamasi, yatarken cibinlik kullanilmasi gibi konularda sürekli gözdagi veriyorlar. Afrika’nin her kösesinde farkli kuruluslarin mesajlarini tasiyan büyük panolara rastlamak siradan. Sulak alanlarin korunmasi, bulasici hastaliklarla mücadele vb. hakkindaki mesajlar uluslararasi yardim kuruluslarina ait. Çinlilerin ilanlari ise stadyum, karayolu, havaalani vb. daha somut ve büyük seylere odakli. Ekonomik gelisme yolunda Afrikalilarla el ele yürüdükleri iddiasindaki Çinliler bu mesaji devasa panolarla yaymak  konusunda israrci. Fakat, elbette ülkelerin gelismesi beton dökmekle, bina dikmekle olmaz. Toplum için sözde dev proje uygulamalarini hatirlatip durmaktan çok daha fazlasini yapmak gerekir. Yapildiktan kisa süre sonra eskiyen köprülere, yagmurdan sonra asfalti bozulan yeni yollara bakilacak olursa, Çinlilerin taahhüt ettigi çok sey lafta kaliyor. Düsük ihalelerle girdikleri projelerin maliyetini karsilamak için malzemenin kalitesini düsüren müteahhit sirketlerin yaptigi yollar, binalar kisa sürede yipraniyor.
Çin’in Afrika kitasina gösterdigi ilgiyi ele alirken kapsamli düsünmek gerektigi kesin. Öncelikle cömertçe yapilan herhangi bir bagisi tam olarak anlamak için önce hayirsevere ne  fayda saglayacagina bakmak lazim. Emperyalizmde kaçinilmaz olarak yabanci egemenligi ise karisir ve hedef toplumun veya yönetimin önemli ölçüde degistirilip, aniden veya kademeli  olarak direncini kaybetmesiyle sonuçlanir. Japonya Kore’yi ele geçirdiginde yazan Peter Duus durumu çok güzel ifade eder. “Emperyalizm, dis etkiye karsi kendisini savunamayan, daha zayif daha az örgütlenmis veya daha az gelismis bir toplum veya devlet gibi kullanabilecegi bir kurban ister.” Sanayilesmeye bagli olarak Avrupa ile dünyanin geri kalani arasindaki teknolojik güç dengesinin bozulmasi sayesinde Bati’nin hizla toprak ele geçirip egemenlik kurmasi mümkün olmustur. Afrika, Güney ve Güneydogu Asya ve Okyanusya’da yasayanlar Batili askerlerin makineli tüfeklerine bir nebze karsi koyabilmislerdir ama artik dokuma makinelerine ve Batili tacirlerin etkisine dayanabilmeleri mümkün olamamistir. Uzak pazarlara nüfuz etmek siyasi egemenlikle paralel ilerlemistir.
Söz konusu Çin olunca birçok kisi, bu örneklerle benzesmedigini düsünebilir. Ne de olsa Japonya gibi namlu dogrultarak Asya içlerine girmeye çalismiyor ya da Batili ülkeler gibi fethetme nihayetinde hakimiyet kurma gibi amaçlarla küresel pazarlari zorlamiyor. Simdiye dek Pekin’in de vurguladigi gibi Çin’in Afrika ile iliskisinde kolonilere yer yok. Afrika’nin büyük kisminda hükümetlerce hos karsilanan Çin devletinin barisçil davrandigi tartismasiz ancak  bazilari için balayinin bittigini gösteren isaretler günden güne artiyor.
Çin’in deniz asiri emellerinin, kendileri gibi sömürge kurbani olan ve kalkinma yolunda ilerleyen Afrikalilarla kardesçe bir dayanismadan kaynaklandigini öne sürse de, Afrika’nin sayisiz kösesinde tanik oldugum kadariyla gelisigüzel bile olsa yeni bir Çin imparatorlugu yükselmeye basladigi ortada. Sunu akilda tutmaliyiz; imparatorluk dedigimiz sey, zaman içinde kosullara  bagli olarak biçim açisindan muazzam degismistir. Örnegin 16. Yüzyilda ve 17. yy. baslarinda Portekiz, Ispanyol, Ingiliz ve Hollanda devletleri dünya çapinda sömürgeci ticaret merkezleri kurdular. O zamanlar, denizasiri ülkelere hakim olma veya yabanci halklari yönetmeye yönelik yasaklayici egilimini pek az dert ettiler. Yaklasik bir asir sonra demiryolu ve gelismis silahlar gibi orantisiz teknolojik avantajlar Avrupalilarin lehine oyuna dahil olunca, Batili ülkeler denizasiri topraklari kapisma çilginligina kapilmistir. Ingiliz Tarihçi Eric Hobsbawm 1876-1915 arasinda yeryüzünün çeyreginin yarim düzine ülke arasinda pay edildigini söylerken tam da bundan bahsetmektedir. Geç Bati Emperyalizminin tarihinde bile koloniler apaçik sömürgeler, dolayli yönetimler, etki alanlari, çesitli mandalar gibi farkli isimlerle anilmistir. Hatta yine Bati’nin bulup Çin’in de kullandigi imtiyaz anlasmalari yabanci kontrolünde ticari ve idari bölgeler yaratmistir. Bu kaliplara uymamasina karsin Çin’in Afrika ile var olan iliskisini tarihsel yaklasimlara baglayan önemli özellikler var. Emperyalizmin tutarli bir belirleyici özelligi, özellikle son dönemde kendini gösterdigi biçimlerinde çarpisan güçler arasindaki siyasi ve ekonomik rekabetin birbirine bagli olusu. Egemenlikle ilgili herhangi bir küresel hirsi inkar etmesine ragmen Çin de apaçik biçimde küresel üstünlük için birileriyle mücadele ediyor. Bunun izlerini Afrika’nin her yerinde sürmek mümkün. Pekin, adeta Çin’in gücünü, nelere kadir oldugunu insanlarin gözüne sokmak istercesine dev projelere yönelerek sözümona hayirseverligini gösteriyor. 
Kitada 42 stadyum 54 hastane yapmis olmakla böbürleniyor. Çin’de Ingilizce yayinlanan bir gazete haberi bunun arkasindaki motivasyonu özetliyor: “Son onyilda Çin’in Afrika yatirimlari 75 milyon dolardan 2.9 milyar dolara çikti. Çin etkisi her yerde.”
Lusaka’da görüsgüm Çin büyükelçisinin hafif alayci ifadeleri de bu sembolik rekabeti belli ediyor. “Amerikalilarin insa ettigi yol veya hastane yok. Onlarin topluma katkisi seçimler için sandik görevlisi yetistirmek.” Oysa ABD’nin 2004’ten bu yana sadece Zambiya’da PEDFAR programiyla HIV mücadelesine harcadigi miktar 1,5 milyar dolar. 500 bin kisinin tedavisini sürdüren program sayesinde virüsün bulasma orani onyillik süreçte önemli ölçüde stü.
Çin’in rekabetçiligi ve nüfuz arayisi Afrika medyasina yaptigi yatirimlardan da anlasilmakta. Çin devletinin resmi yayin kurulusu CCTV, Nairobi’de bir televizyon kanali kurmakta. China Daily gazetesi Afrika Weekly adiyla kitayi konu alan haftalik bir dergi yayinliyor. Pekin, Alliance Française veya Goethe Enstitülerine benzetebilecegimiz Konfüçyüs Enstitülerinin Afrika’ya yayilmasini finanse ediyor. Çince ögretme amaci güden bu kurumlarin Afrika ülkelerinin yararina olacagi asikar. Yine de tüm bunlari degerlendirirken, Pekin’in açik ve ezeli amacinin nüfuzunu arttirmak oldugunu yadsimak naiflik olur.
Çin’in kitadaki faaliyetlerinin özellikleri incelendiginde geçmis imparatorluklarin kaliplarina rastlamak olasi. Sömürgeci büyümenin en azgin dönemine yol açan yalnizca silahlar degil, 18. Yüzyil ortalari ve 19. Yüzyil baslari arasinda küresel ticaretin esi görülmemis boyutta yayilmasiydi. Bati’nin yeni imalat merkezlerinin bu muazzam büyümeyi devam ettirebilmesinin tek yolu yarattiklari yeni pazarlari mala bogmakti. Bu da yeni bir altyapi gerektiriyordu. Dünya çapinda limanlarin, demiryollarinin, karayollarinin ve sonradan baskent merkezlerine dönüsecek idari bölgelerin kendi çikarlarini güden Batililar tarafindan yapildigini unutmamak lazim. Imalat sanayiine sahip güçlerin mallarini üretebilmek için uzak yerlerden hammaddelere ihtiyaçlari vardir ve ayni zamanda ürettikleri mallari dolasima sokmalari gerekir. Bu noktadan bakildiginda, neredeyse otarsiyle yönetilen Çin’in bir kusakta aniden yükselip gezegenin fabrikasina dönüsmesi tesadüf degildir. Üstelik dünyanin hem demografik hem ekonomik açidan en hizli gelisen bölgesi hem de büyük oranda dogal kaynak zengini olan Afrika’da fazlasiyla iddiali bir biçimde altyapi mimarligina soyunmasi da rastlanti olamaz.
Yine de geçmisteki imparatorluk kaliplariyla çarpici biçimde paralellik gösteren özellik buradaki insan hareketi yani göçtür. Kimse son yillarda toplam kaç Çinlinin Afrika’ya göç ettiginden emin olamasa da en az 1 milyon kisi oldugu tahmini oldukça düsük kaliyor. Bu rakamlarin artacagi su götürmez bir gerçek. Ayrica bu boyuta ulasmis bir göçmen akini, muhtemelen göç ile kurulan imparatorluk hikayesinin son bölümlerine denk düser. Portekiz, Mozambik’e yerlesimci göndermeye 16. Asirda baslamistir. Lizbon isine gelecek bir düzen görüntüsü yaratmak için gayet ucuz bir yol seçmis; kapsamli bir idarecilige girismektense, yeni ticaret alanlari açmakta yerlesimcilere güvenmistir. Ayrica dünya tarihinde buna en yakin örnek 1930’larda Japonya’nin 1 milyon vatandasini kuzeydogu Çin’de Mançurya’ya yerlesmeye göndermesidir. Gerçeklesememis olsa da, Tokyo’nun asil plani esnaf, çiftçi, girisimci gibi mesleklerden bes milyon Japonu Mançurya’ya yerlestirmek; böylece anakarada sömürge toplumuna  hakimiyeti   garantileyecek  bir Japon  nüfusu  olusturmakti. Ancak  bu    kesinlikle provokasyon niyetiyle yapilmadi. Imparatorluk baskenti Tokyo ve kuzeydogu Çin’e göçen  Japonlar Mançurya’yi verimli topraklariyla modern tarimla islenmeyi bekleyen bir bereket  bölgesi olarak efsanelestirmislerdi. Yeryüzündeki cennete dönüstürmek için o  zamanin anlayisiyla iki tarafin da kazanacagi bir ise girismislerdi. Japonya’nin kendi deyimiyle çok daha yoksul ve düzensiz olan Çinli kardeslerine açtiklari modernite ve medeniyet yolunu açacaklardi.
Bu örnekler her ne kadar birbirinden farkli olsa da, her ikisi de Çin ile Afrika iliskisine benzerlik tasimakta. Modern sömürge yönetimi anlayisi henüz gelistirilmeden önce, Portekizliler uzaklarda bir diaspora halkinin olmasinin avantajli ticaret aglari kurulmasina, siyasi nüfuzun yayilmasina yol açacagini anlamisti. Hatta toplumdaki marjinal kesimlerden kurtulma ve bir bakima bu kesimlere de zengin olmayi deneme ihtimali sunmasi nedeniyle yurtiçindeki sorunlarin azaltilmasini da sagladi. O zamandan bu yana diaspora kavramini tartisilir sekilde en kapsamli sekilde gelistiren de muhtemelen Çinlilerden baskasi degil. Insafsiz sömürgeci Bati’nin kendisine hiç yapmadigi teklifi Afrika’ya yaptigini savunan Çinlilerin kitaya akininda nüfusu Çin’in onda biri olan Japonya’nin militarizmine benzer bir sey yok. Hatlari belirsiz ancak yine de yukaridan asagi bir örgütlenme denebilir. Afrika’ya yeni gelen Çinlilerin hikayelerinde beni en çok etkileyen  ortak özellik de buna baglanabilir. Sans eseri kendilerini Mozambik, Senegal, Namibya veya baska bir Afrika ülkesinde bulmalari, yani ortada büyük bir gizli hatta kasitli bir plan olmayisi. Sonuçta bu, o kadar önemli de degil aslinda. Önemli olan neticedir. Kazançli altin sektörünün kontrolünü ele geçirmek isteyen binlerce Çinli göçmenin yerli reislere ve polis memurlarina rüsvet vererek kanunsuzca topraklarinin yagmalamasini protesto eden Ganalilar gibi pek çok Afrika halki için de sonuçlarin ne oldugu önemlidir.
 

Benzer Kitaplar